Yenilenebilir

‘Yenilenebilir 1.0’dan YEKA modeliyle 2.0, 3.0’a doğru gidiyoruz’

AA

9’uncu Türkiye Enerji Zirvesi’nde düzenlenen ve moderatörlüğünü Shura Enerji Dönüşüm Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman’ın yaptığı “Yenilenebilir Enerji Yatırımları ve Finansmanı: YEKA Modeli” başlıklı oturumda konuşmacı olarak yer alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Bakan Danışmanı Dr. Oğuz Can, Zorlu Enerji CEO’su Sinan Ak ve Kalyon Enerji Grubu Başkanı Murtaza Ata yenilenebilir enerji yatırımlarında finansman sorunları ve Türkiye’nin YEKA temelli yeni yenilenebilir enerji stratejisini değerlendirdi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Bakan Danışmanı Dr. Oğuz Can

“Öğrenen bir organizasyonuz, öğrenen bir model var”

Yenilenebilir enerji dünyada ve Türkiye’de gelişiyor. 2015 yılından bu yana konvansiyonel yatırımların önüne geçmiş durumda.  Son yıllarda da güneş enerjisi, rüzgarın bir tık önüne geçti.  Rekabetçiliğin artması, maliyetin düşmesi, LCOE dediğimiz seviyelendirilmiş fiyatların artık şebeke elektriği ile çok rahat bir şekilde rekabet edebilir bir trend içerisinde gelişiyor olması yenilenebilir enerjinin önemini her geçen gün artırıyor. Tabii ki iklim değişikliği, dekarbonizasyon bunlar da yenilenebilir enerjinin gerekçelerinden bir tanesi.

Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları açısından ciddi bir atılım yapıyor. 2005’te yenilenebilir enerji kanunumuz vardı.  2009’da ‘feed in tariff’ dediğimiz tarifeye geçtik. 2016’da aslında biraz daha ‘feed in premium’ boyutuna geçmiş olduk. Yapmamız gereken ev ödevlerimiz çok fazla. Sadece kaynağın yerli olması değil, teknolojinin de yerli olması konusunda Türkiye ilk adımlarından itibaren yerli aksam destek programıyla da bunu destekledi.  Ciddi çalışmalar oldu ve bu çalışmaların meyvelerini de önümüzde görüyoruz.  Ancak yeni bir iş modeli gerekliydi. Bu modelin bir taraftan yerlileşmeyi desteklemesi bir taraftan teknoloji transferini desteklemesi bir taraftan da yatırımların hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi gerekiyordu. YEKA dediğimiz iş modeli ihtiyaçlara cevap verme noktasında ortaya çıktı.

Güneş YEKA’sında ciddi bir yerli üretim yetkinliğini de kazanıyoruz. YEKA modelinin getirdiği bir ekosistem var. Bu ekosistemle birlikte artık cam ithalatı, kule yapıyorduk artık çeliğini de Türkiye’den kullanıyoruz.  Bunlar artık Türkiye’de bir kit halinde üretiliyor. İlk defa bu sene içerisinde jeneratör imalatı konusunda ciddi gelişmeler yaşandı. Yenilenebilir 1.0’dan YEKA modeliyle 2.0, 3.0’a doğru gidiyoruz. EPC açısından da çok ciddi bir gelişim gösterdik. EPC firmalarımızın yurtdışında da iş yaptığı görüyoruz.

Küresel büyüme yavaşlama sürecine girmiş durumda.  FED 6. kez para piyasalarında sıkılaştırma programını uyguladı. Doların likiditesi veya finansal likidite küresel anlamda daraldığı görülüyor.  Bu dolayısıyla Türkiye’ye yansıyor. Petrol fiyatlarının ikinci çeyrekten sonra ciddi bir artış trendine girmiş olması, uluslararası kuruluşların bu gelişmeyi öngörmemiş olması,  İran yaptırımıyla beraber stresli bir dönemden geçiyoruz. Risk yönetimi yapmamız gerekiyor. Özellikle işletme maliyeti dediğimiz finansman maliyetlerimiz arttı, birim fiyatlarımız değişti.  Fakat yenilenebilir enerji açısından baktığımızda yine enerji sektöründe, finanse edilebilirlik noktasında en önemli başlıklardan bir tanesi buradaki küresel finansman iştahının azalmadığını söylememiz mümkün.

Türkiye’nin YEKA modelinin özgün olması tamamen iç ihtiyaçtan ve Türkiye’ye yönelik olarak tasarlanmış olması. Öğrenen bir organizasyonuz, öğrenen bir model var.  Bunu her aşama geliştirerek devam ediyoruz. Rüzgar ve güneşte YEKA modeli çok güzel çalıştı. Özellikle bu anlamda YEKA’yla ilgili Sayın Bakanımızın açıkladığı güneşte daha küçük hatta şehir bazında, belli ölçekte bir YEKA modelini de oluşturuyoruz. Bağlantı kapasiteleriyle baktığımızda YEKA modelinin finanse edilebilirliği, eksi fiyatlar çıkmayacağı için yatırıma dönüşümünün çok daha hızlı olmasını ümit ediyoruz.

YEKA Güneş-1’den başlamak üzere YEKA rüzgar ve YEKA offshore’dan daha ilerlemiş olarak ama temelde tamamında biz Danimarka’yı, Fransa’yı, Arjantin’i, Brezilya’yı , Suudi Arabistan’ı inceledik ve buradaki şartnamelere, finansal yapılara, bankability kriterlerine baktık. Şu anki YEKA modelinin tamamı da mevzuat değişikliğinden yarışmacının öngörmediği şartların ortaya çıkarmasında ekonomik durumun düzenlenmesi dair çok net tanımlarımız var.

Türkiye’nin YEKA modeli bir PPP modeli değildir. PPP’de beklediğiniz bazı yaklaşımları YEKA’da görmeniz mümkün değil.  Bu anlamda YEKA modeli bir YEKDEM modeli de değildir. YEKDEM’in üzerine inşa edilmiştir. Bunun içerisindeki bütün riskleri detaylandırdığınızda neredeyse tamamının cevabının olduğu ciddi bir uluslararası doküman. Yarışmaya katılım, katılım seviyesi, katılan firmalar, buradaki istekliler ve yurtdışından finansman noktasında ihtiyaçlar çok fazla. Biz biraz fazla kötümseriz. YEKA modelinde biz iş modeli ortaya koyduk. Bu iş modeli içerisinde yerli üretim karşılığı tahsis var, yerli malı kullanım karşılığı tahsis var, bunun beraber paydaşlarla belirlenen konular var.

Shura Enerji Dönüşüm Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman

“Türkiye küresel enerji dönüşümünün merkezinde yer alıyor”

Ekonomimizin en önemli kırılganlıklarından bir tanesi cari açık dolayısıyla bu enerji sistemine bakarken cari açığı azaltmak üzere hükümetin açıkladığı projelerde de görüldüğü gibi yerli kaynaklara yönelim ön plana çıkıyor. Aynı zamanda ülkemizin gerek tüketicilerine uygun şartları sağlamak gerekse sanayiye rekabetçiliği kazandırmak için enerjinin ekonomikliği daha da artıyor. Enerji teknolojilerini Türkiye’de yerli olarak üretmek, sanayimizi bu yönde geliştirmek hedeflenen önemli hususlardır. Türkiye de bu küresel enerji dönüşünün merkezinde yer almakta. Son yıllardaki gelişmelere bakarsak yenilenebilir enerji projelerine yönelik yapılan çeşitli ihaleler, YEKDEM uygulamaları, bağlantı ihaleleri, kapasite ihaleleri ve YEKA modeli bunlara bağlı olarak geçtiğimiz yıl rekor kıran yenilenebilir enerji yatırımları, giderek artan dağıtık üretim, insansız üretim tesisleri Türkiye’nin enerji dönüşümünün odak noktasında yer alıyor.  Türkiye’de yenilenebilir enerjinin gelişmesinin önündeki en önemli problem, finansman problemi.

Zorlu Enerji CEO’su Sinan Ak

“Biyokütlede bir YEKA modeli geliştirilebilir”

Avrupa’da kurulu güç olarak baktığımız zaman güneşte ve rüzgarda ciddi artışlar var. Diğer tarafta biyokütle ve çöpten elektrik üretme alanında da ciddi yatırımlar yapılmış durumda. Avrupa’da şu an 35-36 bin megavatlara ulaşmış santral kapasitesi mevcut. Türkiye’de ise bu rakam 600’ler civarında. Çok küçük bir yatırım yapılmış durumda. Üretim maliyeti çok düşük ama getirisi çok yüksek olarak karşımıza çıkıyor. Belediyeler de buradan ciddi gelirler elde ediyor. Biyokütlede çok fazla paydaş var; belediyeler, Sanayi Bakanlığı, Enerji Bakanlığı. Girdiler ve çıktılar diye baktığınız zaman elektrik aslında bir yan ürün olarak değerlendirilebilir. Yerinde ayrıştırma yapmak gerekiyor, insanları eğitmek gerekiyor. Bir sürü faktörü içinde barındıran aslında bir hayat felsefesi olarak karşımıza çıkıyor.

Maalesef Avrupa’da neredeyse yüzde 90’lara kadar değerlendirilen kentsel atıklar Türkiye’de tamamen gömülüyor. Bunun sadece gazı alınıp bir yerde yakılmaya çalışılıyor. Bu çok verimsiz bir yöntem. Almanya’da ve Avrupa’da ortalama her bir ülkede 7-8 bin megavat kurulu güç var. Çöpler her zaman hayatımızın bir parçası olmaya devam edecek. O yüzden yüzümüzü bu tarafa çevirip, ihtiyacımızı biraz da bu taraftan karşılamaya çalışmalıyız. Güneş santrali kuruluyor ama hiçbir istihdam yaratmıyor. Kurulurken bile istihdama bir faydası yok. Rüzgar kısmen daha iyi. Ama biyokütle ve biyogaza baktığımız zaman burada ciddi bir istihdam da yaratıldığını görüyoruz. Ülkemizin en büyük sorunlarından bir tanesi de bu. Biyokütleyi sadece elektrik değil bölgesel ısıtma olarak kullanan şehirler var. Öncelikli 15 tane il var. Bu illeri Çevre Bakanlığı belirlemiş. Bu illerde kendi başına tesisler kurulabilir gibi gözüküyor. Tabii 30 megavatla 70-80 megavat kapasiteden bahsediyorum. Belediyeleri de burada yalnız bırakmamak gerekiyor. Bunu para kazanma yolu değil de halka hizmet ve çöpten kurtulma olarak görmeli. Belki bir YEKA modeli geliştirilebilir bu konuda. Merkezi olarak bu atıkların nasıl ihale edileceği, nasıl yakılacağı, nasıl geri dönüşüme uygulanacağı gibi bir model üzerinde çalışılabilir. Türkiye’de 5 bin megavatlık bir potansiyel var. Baktığımızda ciddi bir yatırım yükü olarak karşımıza çıkıyor. Önümüzdeki 10 yıllık süreçte eğer bu planlama doğru yapılırsa hem cari açığa katkıda bulunulur hem de çevresel etkilerden kurtulmuş olunur.

Türkiye’de sermaye birikimine baktığımız zaman olmadığını göreceğiz. Yani Türkiye’de herhangi bir sermaye birikimi maalesef yapılamamış. Bu tarzda büyük yatırımları yapabilmek için mutlaka ucuz ve uzun vadeli yabancı para birimine ihtiyacımız var. Yabancı yatırımcı için mutlaka güven ortamı sağlanmalı. Geçtiğimiz yıllara baktığımızda en başarılı model, YEKDEM modeliydi. Orada belli bir ‘feed-in tariff’ vardı. Yatırımcı gerekli izinleri alması halinde gelip yatırımını yaptı. Orada kar marjları daha yüksek yatırımcı açısından. Doğal olarak daha rahat para geldi.

Bu YEKA modeli aslında Orta Doğu’da doğdu. Orada üretim garantisi yoktu ama ucuza elektrik alma üzerine kurulan bir model. Doğal olarak fiyatlar acayip rakamlara düştü. Ama onların şöyle bir artısı vardı. Birincisi ülkede sermaye birikimi var, ikincisi de çok ucuza sermaye vardı. Sermaye beklentileri yüzde 5 idi. Bizim şu an sermaye beklentimiz yüzde 15-25 arasında.

Pazarı korumanın tek yolu şartnamenin içerisine fabrika yapılması değil, küçük değişikliklerle de bu iş olabiliyor. Rüzgarda Türkiye’de 4-5 tane şirketin fabrikası var. Siemens’in fabrikası yoktu artık gelme yolunda ilerliyor. Onları içeriye sokmak için ayrı bir avantaj sağlıyor. Geçmişe değil önümüze bakarak, biz bunu daha ileriye nasıl götürebiliriz. Güneşin değişik alanlara bölünmesi pozitif. Riski yaymak açısından olumlu. Biraz daha şartlar iyileştirilebilirse bu modele daha rahat finansman gelebilir.

Kalyon Enerji Grubu Başkanı Murtaza Ata

“YEKA’yı bizim taktik silahımız olarak görüyorum”

Finansman, YEKA projelerini devam ettirmesi açısında çok önemli bir unsur. YEKA esasen taktiksel, etkili ve potansiyeli olan bir silah. Yapısal olarak en zayıf tarafımız cari açık. Cari açığımızın tamamı enerjiden dolayı gerçekleşiyor. Cari açığın iyileştirilmesi gerekiyor. Enerjide dışa olan bağımlılığın yönetilebilir hale gelmesi, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlığının verilmesi stratejik olarak Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli.

YEKA’yı bizim taktik silahımız olarak görüyorum. Birincisi ithalatı azaltıyor, ikincisi ise bunu yerli imkanlarla üretmenizi sağlıyor. Güneş ve Rüzgar YEKA’sı artı linyit, yerli enerji olarak, bu üç proje hayata geçtiğinde yıllık 700 milyon dolar ithalatın önüne geçilmiş olacak. Off-shore YEKA ilan edildi, Ocak ayında yeni bir bin megavatlık güneş enerjisi YEKA’sı ilan edildi. YEKA hızımızın devam ettiğini görmek çok memnuniyet verici. Yapısal değişim için en stratejik unsurlardan biri enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve enerji üretim teknolojilerini de yerli ve milli olarak üretmek. Dışarıdan Türkiye’ye sermaye girişini hızlandırmamız gerekiyor. YEKA, uluslararası sermayenin yatırım yapacağı en çok önemli alanlardan biri tabii ki uluslararası sermayenin ilgisini çekmek mümkün.

YEKA modelinin finansmanında şartnamelerde yer alması gerektiğini düşündüğüm hususlarıda paylaşacağım. Uluslararası yatırımcının olmazsa olmaz bir koşulu, non-recourse proje finansmanı yapabilmek. Non-recourse, kullanılacak kredi için tek teminat projenin kendisi olabilmeli. Yani öz kaynak yatırımcısının tüm sorumluluğu, sermaye koymuş olduğu öz kaynak ile sınırlanabilmeli. Eğer herhangi bir teminat istenirse bunu yatırımcı adına siz verirseniz, yatırımcı ancak yatırım yapabilir. Türk bankalarını notları son 6 ayda düştü. Bu bankaların akreditifleri artık kabul edilmiyor. Şartnamelerde yatırımcının sorumluluk sınırlarını ortaya koymak gerekiyor.

YEKA kapsamındaki planlanan yatırımların asgari 5 yıl tercihen 10 yıllık bir takviminin resmi olarak duyurulması uluslararası yatırımcı açısından çok önemli. YEKA kapsamında temin edilecek finansmanın maliyetinin daha uygun koşullarda olması ve dolaylı olarak ihalede çok daha yüksek bir rekabet olabilmesinin önünü açıyor.

Satın alma garanti periyodunun veya garantili alım miktarının tercihen 20 yıl olacak şekilde belirlenmesi birincisi; borç servisi takvimini rahatlatıyor. Daha çok uluslararası yatırımcı, yatırım yapmak isteyecek. İkincisi; finansman maliyetini düşürecek. Üçüncüsü; maliyetlerin karşılanmasını güvence altına alacak. Yani yatırımcı belli bir yılda koyduğu parayı geri almak istiyor. Dolayısıyla yatırımcının güvenini sağlamak açısından idare tarafından uygulanması muhtemel yaptırımların bugün, 5 yıl sonra, 10 yıl sonra; bunların uzun vadeli hukuk sürecine dönüşmesi önlemek amacıyla bağlayıcı üçüncü taraf hakem görüşüne başvurulabilmesi imkanı da yine uluslararası yatırımcıyı rahatlatacak unsurlar biri olarak karşımıza çıkıyor.

Dolayısıyla yüzde 100 non-recourse uyumlu bir şartnameye gidilmesi gerekiyor. Global sermayenin YEKA projelerine olan iştahını artırmak için. Şimdiye kadar ki şartnameler haklı olarak geçerli mevzuat ve kanun çerçevesine göre hazırlandı. İlk olarak kanun ve mevzuatın dışına çıkılması mümkün değil. Uluslararası sermayeye yatırım yaptıracak bir iklim oluşturulursa bir endişemiz olmaz. Çok hızlı bir yatırım ivmesi kazanırız.

Bizim uluslararası sermayeye ihtiyacımız var. Mesela mevzuat değişikliği şartnamede var. Ekonomik koşullarda bir değişim olursa taraflar bir araya gelir tarifeyi artırmayacak şekilde konular görüşülür. Yatırımcı uzun vadeli bir yatırıma bakıyor. Bir şartname ne kadar belirsizse riski o kadar yüksek demektir. Tazmin koşullarının nasıl olacağını mekanizmalarla izah etmek zorundayız.

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son güncelleme: 9:07 31 Ekim 2018