Yenilenebilir

“Sektör gelecekten umutlu”

rüzgar enerjisi
AA

TÜREB Başkanı Hakan Yıldırım, koronavirüs salgınının rüzgar enerjisi sektörüne etkilerini Petroturk.com için değerlendirdi.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı Hakan Yıldırım, Petroturk’e özel açıklamalarda bulundu. Rüzgar enerjisinde sektörün gelecekten umutlu olduğunu söyleyen Yıldırım, koronavirüs salgınının sektöre olan etkilerini ve sektörün bundan sonraki süreçteki beklentilerini Petroturk.com okuyucuları için değerlendirdi.

İşte TÜREB Başkanı Hakan Yıldırım’ın Petroturk’e yaptığı o özel açıklamalar:

TÜRKİYE RÜZGARDA DÜNYADA ON BİRİNCİ SIRADA

Dünya’da rüzgarda kurulu güce baktığımız zaman işletmedeki toplam yatırımın 651 Bin MW’a geldiğini görüyoruz. Ben bu sektöre girdiğim zaman, 10 se önce bu rakam dünya genelinde 50 bin MW civarlarındaydı. İnsanlar bu rakamlara bu kadar hızlı ulaşılabileceğini düşünmüyordu. 2019 senesinde Dünya’da toplam 60 bin MW kurulduğunu, 145 milyar dolarlık yatırım yapıldığını görüyoruz. 2018 yılında ise bu rakam 50 bin MW civarındaydı. Yani kurulu güçte yüzde 19’luk bir büyüme söz konusu. Bir sonraki yıl için beklenti de 75 bin MW kurulu güç ilavesi idi. Tüm tahminler bu yönde ve bu tahminler Covid-19’un tam etkisini görebilmek için henüz değiştirilmedi. Öngörümüz dünyada 60 bin ila 70 bin MW arasında kurulu güç artışı yaşanacağı yönünde. Mevcut kurulu güce baktığımızda ise bunun yarısının Çin ve Amerika’da olduğu görülüyor. Kısacası rüzgarda kurulu gücün yüzde 75’i, beş ülkenin elinde bulunuyor diyebiliriz. Bu ülkeler; Çin, Amerika, Hindistan, İngiltere ve İspanya. Türkiye 8.060 MW ile dünyadaki 11. büyük kurulu güç konumunda. 2020 hepimiz için ilginç bir sene oluyor. Düzenlediğimiz COVID-19 sektör etki anketinde karşımıza çıkan tablo şu oldu ki; halen 2.500 ila 3.000 MW arasında inşa halinde rüzgar projeleri var. Bunun bir kısmı 2020, bir kısmı ise 2021 yılında devreye girecek. Kurulu güç artacak fakat bu artış YEKDEM süresinin sona erecek olmasından dolayı gerçekleşiyor olacak.

TÜRKİYE KURULU GÜÇ ANLAMINDA ARTIK OLGUN BİR PİYASA

Türkiye’deki rüzgar sektörünü değerlendirdiğimizde ise ülkemizde toplam 198 santral ve 3.500’ün üzerinde kurulu türbin olduğunu görüyoruz. Rüzgar enerjisinin 2019 yılı Türkiye’deki elektrik tüketimini karşılama ortalaması yüzde 7,42. Bu gidişle 2021 içerisinde 10 bin MW sınırını geçmiş sayılı ülkeler arasına gireceğiz. Bu sebeple kurulu güç anlamında Türkiye artık gelişmiş bir ülke diyebiliriz.

Bu gelişmişlik elbette diğer taraftan da türbin yaşlarının artmasını beraberinde getiriyor. Türkiye’de 10 yaş üzeri 777 adet türbin var.  Bu demek oluyor ki; 1.375 MW santral ya YEKDEM’den çıktı ya da gelecek sene çıkacak. Peki bu ne demek? Söz konusu santraller artık ürettikleri elektriği serbest piyasada satacaklar demek. 5 ila 10 yaş arası 1.340 türbin var, bunların gücü 3.370 MW. 0 ila 5 yaş arasında 1.199 türbin var, bu da yaklaşık 3.450 MW kurulu güce denk geliyor. Rüzgar santralleri düşük bakım maliyetleri ve kaynağın maliyetsiz olması sebebiyle gayet rekabetçi santraller. Piyasa takas fiyatının oldukça düştüğünü de göz önüne alırsak, bu santraller YEKDEM sonrasında garantili fiyatın dışına çıkarak elektrik fiyatının düşmesi yönünde ciddi katkı sağlamaya devam edecekler diyebiliriz. Bu konu özellikle YEKDEM bir maliyet mi yoksa elektrik fiyatının uzun vadeli ucuzlatılması yönünde önemli bir enstrüman mı tartışmalarını yaşadığımız bugünlerde kesinlikle göz ardı edilmemeli.

TÜRKİYE’DE SEKTÖRE YÖNELİK DESTEKLERİ İVEDİLİKLE HAYATA GEÇİRMEMİZ ELZEM

Covid19’un sektöre olan etkileri bağlamında Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) geçtiğimiz haftalarda kapsamlı bir rapor yayınladı. O rapordaki ilgi çekici başlıklara göz attığımızda, 2020’de enerji talebi yüzde 6 düşebilir deniyor. Bu son 70 senedeki en büyük düşüş. Bu rapora göre yenilebilir enerji kaynakları ise talebin düşmediği tek alan. Kömür, petrol ve diğer tüm kaynaklar düşüş trendinde. Yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki ağırlığı artıyor. Bunun iki sebebi var; birincisi kurulu gücün artması ikincisi de birçok ülkenin elektrik mekanizmasında yenilebilir enerjinin önceliklendirilmesi. Yani yenilenebilir enerji santrallerinde kısıntıya gidilmiyor.  Bazı yerlerde ‘İnsanlık neye evrilecek’ tartışmaları yaşansa da evrilmesini binlerce yılda tamamlayan insanoğlunun 2 ayda herhangi bir değişim yaşayacağını düşünmeyenlerdenim. İnsanlar bu kadar kolay değişmez. Bu sebeple 3-5 ay sonra kaldığımız yerden devam ederiz. Peki bu neyi değiştirir derseniz, 1973’teki petrol krizi neyi değiştirdiyse onu değiştirir diyebilirim. Geçmişe baktığımızda, petrol krizinden sonra örneğin Danimarka rüzgar enerjisi alanına yönelik teknoloji geliştirmeyi kendisine stratejik öncelik olarak ele aldı ve 30 sene içerisinde rüzgar enerjisinde dünyanın önde gelen teknoloji sağlayıcılarından olmayı başardı. Dolayısıyla bu virüs de gelişmeleri doğru yorumlayabilen ülkeler için o tip bir dönüşüm yapabilir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına daha çok önem verilecek. Önümüzdeki 10-15 yıl yenilebilir enerjinin dönemi diyorduk. Bu saatten sonra kesinlikle artarak devam edecek.

Salgın sonrası dünya genelinde birçok ülkenin yenilenebilir enerji sektörünü korumak adına çeşitli önlemler aldığını da görüyoruz. Örneğin salgından en çok etkilenen ülkeler arasında yer alan İspanya’da hükûmet, halen inşa aşamasında olan 500 MW’lık yeni karasal rüzgar santrallerinin 31 Mart 2020 olan devreye alınma tarihini askıya aldığını açıkladı. Avusturya’da ise rüzgar santralleri için inşaat süresini 5 ay uzatan yeni “Korona Yasası”, böylece krizden kaynaklanan gecikmelere bağlı alım garantisi sözleşmelerinin sona ermesinin önünü almış̧ oldu. Salgının çok büyük bir hızla yayıldığı bir ülke olan ABD, aynı zamanda yenilenebilir enerji ve rüzgar enerjisi sektörleri için de çok önemli bir konumda. ABD Federal Hükûmeti, ABD’de rüzgar enerjisi için ana destek programı olan ‘Üretim Vergisi Kredisi’ni (PTC) uzatmayı düşünüyor. Bizim de Türkiye’de sektöre yönelik destekleri ivedilikle hayata geçirmemiz elzem.

SANTRALLERDE BİR DÖNÜŞÜM SÖZ KONUSU

Türkiye zaten bu alanda dünyada örnek bir noktada. Fakat bunun devam etmesi lazım. Santrallerde bir dönüşüm söz konusu. Eski santrallerin yerine ikameler yapılırken maksimum ölçüde yenilenebilir enerji kullanılması lazım. Sadece bazı belirsizliklerin ortadan kaldırılması gerekiyor. ‘Türkiye’de ne olacak?’ sorusunun cevabı YEKDEM ve YEKA mekanizmalarının açıklanmasına bağlı. Benim gördüğüm Türkiye’de çok ciddi bir öğrenilmişlik var. Bugün sadece rüzgar sektöründe değil diğer yenilebilir kaynaklarda da ciddi bir artış söz konusu. İkinci yarı, yeni mekanizmaların tanımlanmasına göre belirlenecek. Finanse edilebilir bir mekanizma olduğu sürece rüzgar, güneş hem kurulu güç hem de sanayi anlamında alır başını gider. Bu konuda yatırımcı oldukça istekli.

COVID19 SONRASI DÜNYADAN GELECEK UCUZ PARAYI ÜLKEMİZE ÇEKECEK MEKANİZMALARIN KURGULANMASI GEREKİYOR

Yeni mekanizmalar sonrası yatırımların gidişatına dair beklentim, her şeyin yatırımların finanse edilip edilememesine bağlı olduğu yönünde. Sonuçta kaynak ve çok ciddi sayıda bir yatırımcı var. Bu yaşadığımız olağanüstü şartlarda bile Türk yatırımcısı rüzgar yatırımı yapmaya devam ediyor. Biz tüm bu mekanizmaları yatırımcıyı ve borç vericiyi cezbetsin diye kurguluyoruz. YEKA’nın TL olarak gerçekleştirilmesi konusundaki görüşlerimizi üst düzey tüm kamu yetkililerine anlattık. Özellikle COVİD-19 sonrası uluslararası piyasalarda ciddi bir likidite olacağı konuşuluyor. Fakat bu para, akıllı para. Bu paranın akacağı mekanizmaları doğru kurmak zorundayız. Eğer bu mekanizmalarda TL’yi kullanacaksak, TL kaynak da oluşturmamız gerekiyor. Hammadde ve finansmanın çoğunlukla yurt dışı kaynaklı olmasından dolayı gereksiz maliyetlere katlanmamak için mekanizmanın dolar veya euro olmasını önerdik. Bunun yanı sıra alternatif senaryolar da önerdik. TLREF, ihalelerin kur sabitlemesiyle TL üzerinden yapılması gibi modeller hayata geçirilebilir. YEKA TL olarak çıktı. YEKDEM konusunda belirsizlik var. Bu belirsizliğin etkisi çok radikal olabilir. Dünyadan gelecek ucuz para kaynağı varken kurduğumuz mekanizmalarla bu kaynağı itmememiz lazım; tam aksine Covid19 sonrası dünyadan gelecek ucuz parayı ülkemizdeki projelere çekecek mekanizmaların kurgulanması gerekiyor.

YEKA ÖTELENMEMELİ

Şu an YEKDEM’e tabii 2.500 MW santral yapımı söz konusu. Farklı sebeplerle de olsa YEKA’yı bence ötelememek gerekiyor. Çünkü yatırımcı ve tüm tedarik zincirini bu zaman içerisinde küstürürseniz o zaman bu zincir kopar. Zinciri tekrar bağlamaya çalışmak en baştan başlamaktan daha zor olabilir. Bu sektör onlarca sanayicinin yüzlerce yatırımcının aktif olduğu bir piyasa. Herkes kendi iş alanında yeni projeler bekliyor.

5-10 SENE SONRASINI NET BİR ŞEKİLDE GÖSTEREBİLİYOR OLMAMIZ GEREKİYOR

Sektörün sağlıklı gelişmesi için öngörülebilirlik şart. Sektör bir taraftan son 10 senedeki başarıları ile gurur duyarken diğer taraftan 1 sene sonrasını göremiyor. Bu tarz sektörlerde 5-10 sene sonrasını net bir şekilde gösterebiliyor olmamız gerekiyor. Öngörülebilirliği ortadan kaldırdığımız zaman yatırım yapılabilirliğin ilk şartını zedelemiş oluyoruz. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu bağlamda uzun bir süredir beklenen ön lisans başvurularının da daha fazla öteleme yaşanmadan gerçekleşmesini bekliyoruz.

YEKDEM MEKANİZMASI YÜK GETİRİYOR DEMEK KISA VADELİ DÜŞÜNMEKTİR

Ben hep bu tip durumlarda büyük resme bakarım. Rüzgar dünyada 2-3 tane mega trendden biri. Ülkemiz bu tip küresel krizlerden sıyrılacak ve büyüyecek her türlü potansiyele sahip. Elektrik ihtiyacı öyle ya da böyle artacak. Rüzgarın geleceğini her halükarda parlak görüyorum. 10 yılda çok yol kat ettik. Bundan sonrası için daha önce olduğu gibi bakanlığımızın doğru mekanizmaları hayata geçireceğine ve gerek rüzgar sanayisini gerekse de kurulu güçteki rüzgarın ağırlığını geliştireceğine dair en küçük bir şüphem bile yok. Rüzgar enerjisi kaynağa para harcanmadığından dolayı tüm dünyada orta ve uzun vadede elektrik fiyatlarını düşürücü etki yapar. Kısa vadede kurulu gücün artması ve yerli teknolojinin kullanılması için verilen teşvikler orta ve uzun vadede ucuz ve milli elektriğe ulaşmak için gerekli olan bir yatırım. Dolayısı ile bizlere yerli sanayisi ile daha ucuz elektrik sağlayacak olan rüzgarın teşviki için kurulan mekanizmanın getirdiği bugünkü cüzi yüke bakarak YEKDEM mekanizması yük getiriyor demek kısa vadeli düşünmektir. Ülkeler enerji politikalarını orta ve uzun vadelerde planlarlar. Türkiye için uzun vadede en önemli kazanım çoğunlukla kendi kendine yetebilecek bir elektrik üretim sistemine sahip olmasıdır.

RÜZGAR SEKTÖRÜNÜN 3 ANA BEKLENTİSİ VAR

Sektörde temel olarak 3 ana beklenti söz konusu. Kısa vadeli beklentimiz YEKDEM’in Covid19 etkilerinden dolayı uzatılması, orta vadeli beklentimiz finanse edilebilir mekanizmanın açıklanarak paydaşları heyecanlandıracak ve aktive edecek proje stokunun oluşturulması. Üçüncü beklentimiz ise; yerli rüzgar sanayimizin teşvik edilmek sureti ile küresel bir üretim üssüne dönüşmesi. Biz yerliliği çok ciddi noktalara taşıdık. Rüzgar sanayisine dünyada önümüzdeki 15-20 senede harcanacak olan 4 trilyon dolardan Türk sanayisi en fazla payı nasıl alır, şu an bunun derdindeyiz. Olay artık sadece kurulu gücün artırılması olayı değil. Türkiye’yi bölgeye hizmet eden bir ‘üretim üssü’ konumuna getirebilir miyiz, buna bakmalıyız. Bu konunun artık karar vericiler nezdinde üst sıralı konular arasına taşınması da üçüncü ve en önemli beklentimiz.

Kısa vadeli kanamayı durdurup, orta vadede mekanizmaları yeterince revize edip Türkiye’nin 5-10 sene sonrasını görünür hale getirebilirsek, rüzgar Türkiye’nin kalkınmasında sanayi ve ucuz elektrik sağlayıcı olarak çok önemli bir rol oynayacaktır. Hiçbir zaman konuya olumsuz bakmıyoruz. Kanun koyucuların bizim sektörümüze çok ciddi bir ilgisi var. Herkes durumun farkında. Sadece rüzgarı öngörülebilirlik sırasında biraz üst sırlara çıkarmamız gerekiyor. Mücbir sebep ilanı ve öngörülebilirlikle rüzgar sektörü istihdamda, ihracatta ve yerli üretimde Türkiye’nin en önemli kozu olacaktır.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir