Makale

Yerli ve milli enerji kaynağımız kömür

AA

Mimar ve Mühendisler Grubunun 23-24 Ekim 2019 tarihinde İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde ‘’ Yerli akılla, küresel pazarlara’’ mottosu ile 4.Arge-inovasyon zirvesinde benim moderatör olarak yöneteceğim ‘’Yerli ve yenilikçi enerji arzında kömürün rolü’’ panelimizde kömür yatırımları, kömürün gazlaştırılması ve yerli enerji kaynağımız kömürün istihdama katkısı başlıklarını konuşacağız.

Ülkemiz için yerli kömürümüzün temiz teknolojiler ile yakılması istihdam için, ekonomimiz için ve dışa bağımlılığın azaltılması için çok önemlidir. Bir ülke kendi kaynaklarını kullandığı ölçüde özgür ve bağımsızdır. Yerli kömürümüzün yatırımcıyla dost yöntemlerle enerji politikasının ana unsurlarından biri olması kaçınılmazdır.

Ülkemizin enerji ve hammadde kaynakları bakımından dışa bağımlılığının azaltılması ve artan enerji talebinin arz edilebilmesi için yerli ve yenilenebilir kaynakların kullanılması önem arz etmektedir. Sürdürülebilir bir kalkınma ve yönetilebilir bir bütçe açığı için enerji ithalatımız olabildiğince azaltılmalıdır.

Dünyadaki enerji talebi teknolojik gelişmeler ve üretim sektöründe yaşanan büyümeler ile birlikte doğru orantılı olarak artış göstermektedir. Dünya birincil enerji arzı 1973 ve 2013 yılları arasında iki kattan fazla artarak 2013 yılı itibariyle 13.541 MTEP (milyon ton eşdeğer petrol) düzeyine ulaşmıştır. (IEA 2015). Enerji talebindeki artış ülkelerin enerji ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için, var olan bütün enerji kaynaklarının kullanılmasını mecbur kılmaktadır. Çevreye olan zararlarından dolayı her ne kadar dünyada özellikle Avrupa da kömürden üretilen enerjiden vazgeçilmesi yönünde bir eğilim olsa da kömürün dünya birincil enerji arzındaki oranı %28,1’dir (IEA 2015). Bu da yerli kömürün üretilmesini ve piyasaya sunulmasını ülkemiz ekonomisi ve gelişimi açısından kaçınılmaz kılmaktadır.

Dünya kömür üretimi son 40 yılda iki kat artmıştır. 2000-2014 yılları arasındaki üretim artış oranı ise %73 düzeyindedir. Aynı dönemde buhar kömürü üretimindeki artış oranı %85,4 ve koklaşabilir kömür üretimindeki artış oranı ise %77,7 düzeyinde olmuştur. Linyit üretimi ise % 4 oranında düşmüştür. Ülkemizde ise bu oran %9,7 dir. Ülkemizdeki kömürlerin büyük bir çoğunluğunun linyit kömürü olduğu düşünüldüğünde, var olan kaynaklarımız önemini yitirmeden bir an önce üretilerek ekonomiye kazandırılması gerekmektedir.  (IEA 2015). Dünya linyit rezervlerinin en büyük bölümü 40,5 milyar ton ile Almanya’da bulunmaktadır (WEC 2013). Almanya’nın linyit üretiminden tamamen çıktığı düşünüldüğünde var olan kaynaklarımız önemini yitirmeden bir an önce üretilerek ekonomiye kazandırılması tezi doğrulanmaktadır.

Ülkemizdeki birincil enerji arzı %32,4 ile doğal gaz, %28,5 petrol ve petrol koku, %2,6 odun ve hayvan-bitki artıkları, %15,6 ithal kömür (taşkömürü ve kok) yerli kömür ise yalnızca %13,5 ve düzeyindedir (İEA 2014). Her ne kadar Yerli kömür üretiminin enerji tüketimini karşılama oranı 2004 yılında %12 düzeyindeyken 2014 yılında %13,5 düzeyine çıkmış olsa dahi doğal gaz, petrol ve özellikle ithal kömüre oranla geride kalmaktadır. Yerli enerji üretiminin tüketimi giderek daha az oranda karşılayabilmesi sonucunda enerji ithalatının da hızla artması kaçınılmaz olmuştur. 2014 yılı itibariyle ülkemizdeki enerji tüketiminin %25,1’i yerli enerji kaynaklarından elde edilirken, %74,9 gibi önemli bir kısmı ise ithal kaynaklardan sağlanmıştır (ETKB/EİGM 2016b). Bu tabloda bize yerli kömürün üretilmesinin ve ekonomiye bir an önce kazandırılmasının önemi bir kez daha göstermektedir.

Ülkemiz 2014 yılı satılabilir kömür üretimi; 62,6 milyon ton linyit, 1,8 milyon ton taşkömürü ve 0,8 milyon ton asfaltit olmak üzere bir önceki yıla göre %8 artarak toplam 65,2 milyon ton olarak gerçekleşmiştir (ETKB/EİGM 2016a). 1980’li yıllardan itibaren sürekli bir düşme eğilimine giren taşkömürü üretimleri 2004 yılında 1,9 milyon tona kadar gerilemiştir. Bu tarihten sonra tekrar hareketlenen satılabilir taşkömürü üretimi 2012 yılında 2,3 milyon ton düzeyindedir. 2013 yılında 1,9 milyon ton ve 2014 yılında ise bir önceki yıla göre %5 oranında gerileyerek 1,8 milyon ton olarak gerçekleşmiştir (TTK 2015). 2015 yılı satılabilir taşkömürü üretimi ise 1,4 milyon ton düzeyindedir (TTK 2016). Böylelikle, Zonguldak Havzası’nın, Türkiye enerji talebine olan katkısı 2015 yılı itibariyle binde 7-8 düzeyine kadar gerilemiştir.

Linyit üretimleri ise, özellikle 1970’li yılların başlarından itibaren, petrol krizlerine bağlı olarak elektrik üretimine yönelik linyit işletmeleri yatırımlarının başlaması ile hızlanmıştır. 1970 yılında 5,8 milyon ton olan linyit üretimi 1998 yılında yaklaşık 65 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Ancak, bu tarihten itibaren, özellikle doğal gaz alım anlaşmaları nedeniyle linyit üretimi sürekli azalmış, 2004 yılında 43,7 milyon ton ile en düşük seviyesini görmüştür. Bu tarihten sonra tekrar yükselen linyit üretimleri 2008 yılında 76 milyon tonu görmüş, ancak daha sonra tekrar gerileyerek 2014 yılında 62,6 milyon ton olmuştur. (ETKB/EİGM 2016a)

Ülkemizde 1980’li yıllardan önce son derece düşük miktarlarda başlayan kömür ithalatı, 1990’lı yıllarda 10 milyon tonun ve 2000’li yıllarda ise 20 milyon tonun üzerine çıkmıştır. Kömür ithalatındaki artış oranı 2004-2014 arasındaki on yılda %79 ve son yirmi yılda ise %291 oranındadır. 2012 yılında kömür ithalatımız bir önceki yıla göre yaklaşık %23 artış göstererek 29,6 milyon ton düzeyine yükselmiş, 2013 yılında ise bir önceki yıla göre %8,4 azalarak 27,2 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. 2014 yılı kömür ithalatı %11 artışla 30,2 milyon ton olmuştur (TÜİK 2016).

Kömür ithalat miktarlarının artmasıyla ithalat faturamız da giderek yükselmektedir. İlk defa 2004 yılında 1 milyar Dolar eşiğini geçen kömür ithalatı 2006 yılında 2 milyar Dolar, 2008 yılında 3 milyar Dolar ve 2011 yılında ise 4 milyar Dolar seviyesini geçmiştir. 2012 yılı kömür ithalat faturamız yaklaşık 4,6 milyar Dolar olarak gerçekleşmiş, ancak daha sonra uluslararası piyasalarda kömür fiyatlarının gerilemesiyle 2013 yılı faturası 3,5 milyar Dolar ve 2014 yılı faturası ise 3,2 milyar Dolar olarak tahakkuk etmiştir (TÜİK 2016).

Ülkemizde, doğal gaz ve petrol rezervleri oldukça sınırlı olmasına karşın, 506 milyon tonu görünür olmak üzere, yaklaşık 1,3 milyar ton taşkömürü ve büyük bölümü görünür rezerv niteliğinde toplam 15,6 milyar ton linyit rezervi bulunmaktadır (TKİ 2015; TTK 2015). Bu miktar dünya kanıtlanmış işletilebilir kömür rezervlerinin %1,7’sini oluşturmaktadır. Linyit rezervlerimiz ise dünya linyit rezervlerinin %7,1’i büyüklüğündedir. Ülkemizdeki taşkömürü rezervleri kalorifik değerleri yaklaşık olarak 6.200 – 7.250 kcal/kg arasında değişmektedir (TTK 2015). Ülkemiz linyit rezervlerinin ısıl değerleri oldukça düşüktür. Genel olarak 1.000 kcal/kg ile 4.200 kcal/kg arasında değişiklik göstermekle birlikte yaklaşık %90’ının alt ısıl değeri 3.000 kcal/kg’ın altındadır. 3.000 kcal/kg altındaki linyitlerin daha çok termik santral kömürü olarak bilinmektedir. Yerli ve Milli enerji politikalarımız doğrultusunda linyitlerimizin kısa süreler içerisinde enerji arzına dönüştürülmesi ve teknolojik gelişmeler ışığında çevreye duyarlı üretim yapıları inşa edilmesi ülkemiz açısından hayati önem arz etmektedir. Türkiye’nin gelecek vizyonun da mümkün oldukça fazla yerli kaynağını, yerli sanayi ve insan gücüyle devreye alması ana unsurdur. Ekonomik değerin doğru ve çoğulcu şekilde oluşturulabilmesi için de piyasaların açık, katılımcı ve rekabetçi olması önemlidir.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir