Makale

‘Vitol Türkiye’ye güvenin göstergesi’

AA

Petrol Ofisi…

Akaryakıt piyasasının pazar lideri…

1941 yılında kamu eliyle kurulan ve ilk ulusal petrol dağıtım şirketi olan Petrol Ofisi, 21 Temmuz 2000’de Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aracılığıyla İş Bankası – Doğan Holding konsorsiyumuna satılmıştı.
1990 yılında özelleştirme kapsamına alınan Petrol Ofisi, 6 bine yaklaşan bayi sayısıyla, dolum tesisleriyle, pazar payıyla açık ara lider şirketti.

Tabii ki 2001 yılında EPDK’nın kurulması, akabinde 2003 yılında Petrol Piyasası Kanunu’nun hayata geçmesi ve 2005’te serbest piyasaya geçilmesiyle akaryakıt piyasasına giriş kolaylaştı ve bugün yüzlere ulaşan dağıtım şirketi sayısı rekabeti sertleştirdi. Petrol Ofisi de pazarın bu hareketliliğinden doğal olarak etkilendi…

İş Bankası hisselerini 2005 yılında Doğan Holding’e devredip, ayrıldı.

2006 yılında OMV, Petrol Ofisi’nde Doğan Holding’in yeni ortağı oldu, 2010 yılında ise Doğan Holding’in hisselerini de satın alarak en büyük hissedar konumuna geldi.

2016 yılında OMV’nin Petrol Ofisi hisselerini satma kararı sonrasında yerli, yabancı önemli şirketler bu satışla ilgilendi…

4 Mart 2017 tarihinde OMV satışı açıkladı:

5 Mart sabahı uyandığımızda piyasanın lider şirketi artık Vitol’dü…

Evet, Vitol kimdi, Petrol Ofisi’ni ne yapacaktı, isim değişecek miydi, kadrolar nasıl olacaktı, onlarca soru ile Mart ayı boyunca karşılaştık…

Hatta 5 Mart günü jet baskı ile Vitol’ü ve Petrol Ofisi’ni gazetemizin manşetine taşıdık. Cem Başaktar, Vitol ve Petrol Ofisi hakkında satır aralarında önemli mesajlar vermişti, o özel baskıda…

Vitol, bugün gerçekten de Petrol Ofisi’ne, Türkiye pazarına yatırım yaparken, bir strateji, bir hedef doğrultusunda bunu yaptığını göstermeye başladı.

Bu noktada Petrol Ofisi’ni, Vitol’ü konuşmanın vakti geldi dedik ve Petrol Ofisi CEO’su Selim Şiper ile çok detaylı bir röportaj yaptık…

Selim Şiper sorularımıza çok içten ve samimi cevaplar verdi.

Gelin önce bu röportajı okuyalım, sonrasında yorumlarımız olacak tabii ki….

“GELDİĞİMİZ NOKTADA PETROL OFİSİ’NİN MUAZZAM BİR ALT YAPISI VAR”

Petrol Ofisi CEO’su olarak dört ayı geride bıraktınız. Petrol Ofisi’ne geldiğinizde gördüğünüz resimle daha önce Petrol Ofisi’nde gördüğünüz resim nasıl? Sizi etkiledi mi?

Benim görev yaptığım kısa süre içinde gördüğüm şu: Petrol Ofisi hakikaten en az dışarıdan göründüğü kadar büyük bir şirket. En büyük özelliği de Türkiye’nin kendi kaynaklarından yaratılmış bir marka olması. Petrol Ofisi’nin kurulduğu döneme ve kuruluş gayesine iyi bakmak lazım. Kuruluşu 18 Şubat 1941, 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı sıkıntıların iyice hissedildiği bir dönem. Ve Türkiye akaryakıt açısından tamamen dışarıya bağımlı bir vaziyette. O günlerde düşünülen şey şu, ‘Biz bu akaryakıt teminimizi ülke olarak elimize almak durumundayız.’ Böylece 9 kişi ile şirket kuruluyor. Tek bir amacı var; dünya piyasalarından Türkiye’ye ürün temin edip bunu gerektiği gibi Türkiye’nin dört bir yanına yayabilmek. Aksi takdirde zaten zor günlerde çok daha zor bir durumla karşı karşıya kalınacak. Şimdi geldiğimiz noktada Petrol Ofisi’nin muazzam bir alt yapısı var. İşte o nedenledir ki bugün hala Türkiye’nin en yüksek stoklama kapasitesine sahip, hala başka hiçbir kimsenin bulunmadığı en ücra noktalarda bile operasyon yapabilen ve her tarafa yakıt ulaştırabilen tek şirket. Şunu kabul edelim; özellikle özelleştirme sonrasında çeşitli badireler atlatılmış. Bu badirelerin sebebine girmeyeceğim ama bu badireler birer vaka. Zaman içerisinde o dönem için doğru olduğu addedilen stratejiler uygulanmış ve bu stratejilerin sonucunda da geçmişindeki istasyon üstünlüğünü kısmen de olsa yitirmiş bir vaziyette ama her şeye rağmen, toplam pazar boyutunda pazar liderliğini sürdüren bir şirket Petrol Ofisi. Bunun temel iki nedeni en yaygın teşkilata sahip olması ve devletten gelmiş olmanın verdiği muazzam bir alt yapıya sahip olması. Beni ilk dört ayda daha da bilinçlendiren şey kesinlikle bu noktaları saptamak oldu.
Tabii bu durum Petrol Ofisi’ne büyük bir sorumluluk yüklüyor. Eğer biz bu ülkenin kaynaklarından yaratılmış bir markaysak, o zaman bu ülkeye karşı diğer özel şirketlerde bulunmayan bazı sorumluluklarımız bulunuyor. Bugün Petrol Ofisi bayrağı altında operasyon yapan bin 700’ün üzerinde istasyonumuz var. Bunların haricinde bin 400 ila bin 500 arası köy pompalarımız da bulunuyor. Bu köy pompaları başka istasyon ağlarının ulaşmadığı noktalarda yer alan pompalar. Bu pompalar eskiden beri ve neredeyse sadece Petrol Ofisi’nde var ve geçmişteki planlar çerçevesinde de zaman içerisinde sayıları azaltılmış. Lakin bu pompaların varlığı, Petrol Ofisi’nin milli sorumluluğudur çünkü o pompaları oradan kaldırdığınız zaman vatandaşı daha fazla mesafe kat ederek yakıt ikmaline zorlamış olursunuz. Bu sorumluluk gereği biz bu pompalarda faaliyetlerimize devam ediyoruz.

Bunun yanında ticari önemi düşük fakat ülke kalkınması açısından son derece önemli olan birtakım yatırımların yakıtının temini de işlerimiz arasında. Bugün baktığınızda Petrol Ofisi; Üçüncü Köprü, Üçüncü Havalimanı, Türkiye’deki pek çok otoyol şantiyesinin yakıt ikmalini başarı ile yöneten bir şirket. Bu da bir nevi bu ülkeden aldıklarını bu ülkeye geri veren sorumlu davranış biçimi. Biz, elimizdeki alt yapı üstünlüğümüzü ülkenin kalkınması menfaatine kullanmalıyız. İşte bu nedenledir ki hakikaten Petrol Ofisi, benim Petrol Ofisi’ne geçmeden evvel gördüğüm büyüklükte. Bu süreci bu çerçeve içerisinde özetleyebiliriz.

“2017 YILI PETROL OFİSİ TARİHİNE İLGİNÇ YILLARDAN BİRİ OLARAK GEÇTİ”

2017 yılı Petrol Ofisi için nasıl geçti?

2017 yılı, Petrol Ofisi tarihinin çok ender görülebilecek yıllarından bir tanesiydi. Buna benzer bir değişiklik herhalde özelleştirme yılı olan 2000 yılında yaşanmış olsa gerek. Çünkü hissedar yapısında hakikaten çok majör, çok belirgin bir değişiklik meydana gelmiş. Ama sevinerek şunu ifade etmemiz lazım ki; bu şirket, bayileriyle ve çalışanlarıyla çok kritik bir dönüşüm yılı olan 2017’yi büyük bir başarıyla ve fazla tökezlemeden geçirebildi. Baktığınız zaman yeni hissedarların kim olacağı büyük bir belirsizlikti. Belli olduktan sonra acaba neler olacak derken üst yönetimdeki bazı değişiklikler meydana geldi. Bunlar temeli çok sağlam olmayan organizasyonların bu rahatlıkla atlatabileceği girdaplar değildir. Bunların her biri ayrı bir girdaptır. Dolayısıyla Petrol Ofisi’nde bulunan pek çok arkadaşımız ve bayilerimiz bu kritik dönüşüm yılını şükürler olsun ki, olabilecek en iyi şekilde arkalarında bırakmış durumdadır. O yüzden, 2017 yılı Petrol Ofisi tarihine ilginç yıllardan biri olarak geçti. Böyle belirsizliklerle dolu bir yılda ortaya konulmuş olan performans hem tonaj hem de mali neticeler açısından mutluluk vericidir.

“BATI SERMAYESİNİ TEMSİL EDEN BİR GÜCÜN YATIRIM YAPMIŞ OLMASI BENCE ÇOK ÖNEMLİ BİR GÜVEN GÖSTERGESİ”

Vitol’ün uluslararası vizyonu ve tecrübesi sizce Türkiye akaryakıt piyasasına, Petrol Ofisi’ne ve piyasaya hatta Türk ekonomisine katkı sağlar mı, değer katar mı? Ayrıca biliyorsunuz bu Petrol Ofisi’nin ilk yaşadığı devir süreci değil. 18 yılda Petrol Ofisi gibi dev bir şirket önce Doğan Holding, sonra OMV şimdi de Vitol gibi bir şirketin yönetiminde. Bununla ilgili bir değerlendirme de rica ediyorum. Bu durum Petrol Ofisi’nin gelişim sürecini nasıl etkilemiştir? Vitol’ün Petrol Ofisi ile ilgili planı nedir?

Özelleştirme sonrasında sık denilebilecek aralıklarla hissedar yapısı değişiklik göstermiş. Hissedar yapısı değişirken üst yönetim değişikliğine de gidilmiş. Benim daha evvel bulunduğum kurumda aynı görevi yaptığım süre boyunca Petrol Ofisi’nde beş CEO değişmiş. Nereden bakarsanız bakın bu büyüklükteki bir şirket için bu çok sık değişiklik demek. Çünkü her değişiklik ister istemez kendi şartları ile geliyor. Özelleştirme sonrası kamu sektöründen çıkan şirketin, özel sektöre adaptasyonu söz konusuydu ve bildiğim kadarıyla çok kökten bazı değişimler ve dönüşümler yaratılmış. Özelleştikten ve özel şirket hüviyetini alıp o kurallara adapte olunduktan sonra farklı stratejiler uygulanmış.

Petrol Ofisi’nin son hissedar değişikliğinin zannederim bundan öncekilere nazaran bir farklılığı var. Bence Vitol’ün Petrol Ofisi’ni alması ile beraber bu durum bir başka boyuta geçiyor. O da şu; bugüne kadarki değişiklikler Petrol Ofisi’nin akıldaki bazı kalıplara ve şemalara uydurulması şeklinde yorumlanır. Oysa ki geldiğimiz günde ve Vitol’ün ana ortak olduğu Petrol Ofisi’nde artık hissedar kimliğinin o kadar da önemi kalmıyor. Çünkü Petrol Ofisi olarak bizim izlediğimiz strateji veya vizyonumuz; Petrol Ofisi’nin, yani bu ülke kaynaklarından yaratılmış bu şirketin, geleceğini kendi ayakları üzerinde sağlaması. Başka bir deyişle Petrol Ofisi artık, kendi şartları çerçevesinde hareket edecek. Herhangi bir yerden oluşturulmuş bir takım gerçeklere uydurulmayıp kendi gerçeklerini kendisi yaratacak. Yani Petrol Ofisi’nin bundan sonra kendinin yarattığı kalıplar dışında bir kalıba girmesi söz konusu olmayacak. Tabiidir ki bu kalıplar uluslararası anlamda kabul gören doğru ve iyi ticari pratiklerdir. Ve bu pratikler Petrol Ofisi’nin iş yapma biçimi olacaktır. Hissedarların vaz etmiş olduğu ve Petrol Ofisi’nin uymakla yükümlü bulunduğu iş yapma biçimleri olmayacaktır. Başka bir deyişle Petrol Ofisi bağımsız hissedar kim olursa olsun, ona bir anlam ifade eden bir birim olarak hareket edecektir.

Bu önemli bir değişiklik. Bu değişiklik Vitol’ün vizyonuyla da alakalı bir serbestlik. Vitol, hiçbir zaman kendisinin iş yapma biçimlerini, ortak olduğu veya devraldığı kurumlara empoze etme gayesi ya da hedefi olan bir şirket değildir. Vitol’ün bugün dünya üzerindeki yatırımlarına bakarsanız her biri esasen kendilerini ispat etmiş, yani bir anlamda rüştlerini ispat etmiş bağımsız kurumlardır.

Vitol’ün özellikle akaryakıt dağıtımında üç adet önemli operasyonu var. Bir tanesi bütün Afrika operasyonlarını yürüten, Vivo Energy adı altında faaliyet gösteren şirkettir. Bu şirket daha düne kadar 16 Afrika ülkesindeydi şimdi bir başka şirketin ortaklığı ile birlikte bunun sayısı 20’nin üzerine taşınıyor. Bir ikinci majör perakende operasyonu Avusturalya’da. Üçüncü majör perakende operasyonu ise Türkiye’de Petrol Ofisi’dir ve bunlar birbirinden bağımsız operasyonlardır. Elbette birbirimizden bir şeyler öğreniyoruz ama, bunun da ötesinde üç birim olarak birbirimizden bağımsız bulunduğumuz coğrafyalardaki gereklilikler çerçevesinde hareket eden birimleriz. Bu Vitol’ün yaklaşımı. Vitol, esasında belirli bir ülkeye mal edilemeyecek, tam anlamıyla çok tabiyetli bir şirket ve Vitol’ün ortakları çalışanlar… Hariçten bir yatırımcısı bulunmuyor. Dolayısıyla Petrol Ofisi’nin şu anki gerekleri ile böyle bir yapı bence birebir uyuşuyor. Hissedarın kim olduğundan bağımsız olarak bizim vizyonumuz; Petrol Ofisi’ni bu ülke için sorumluluklarının fevkalade farkında olarak değerini arttıracak bir şekilde yönetmek. Yani, bizim dışarı ile bağlantımız sadece bir fikir alışverişi. Bu ülkenin şartlarına güvenip parasını yatırmış olan insanların düşündüklerini, hayal ettiklerini onlara temin edebilecek bir yapıyı oluşturmaktır.

Vitol gibi uluslararası piyasalarda önemli bir oyuncu haline gelmiş olan ve tanım itibariyle, coğrafya itibariyle batı sermayesini temsil eden bir gücün gelip yatırım yapmış olması bence çok önemli bir güven göstergesi. Bu benim bildiğim kadarıyla 2017’de yapılmış olan en büyük sermaye hareketidir. Dolayısıyla bundan dolayı da çok mutluyuz.

‘BAYİLER ARACILIĞIYLA ÇALIŞMAKTAN GURUR DUYUYORUZ’

Önümüzdeki dönemde Petrol Ofisi’nin odağında müşteri olacak dediniz. 2018 yılında gelecek stratejileri olarak müşteriyi nereye koyacaksınız? Bugüne kadar yapılanlardan neleri farklı yapacaksınız?

Kişisel olarak da kurumsal olarak da bizim bazı öngörülerimiz veya inandığımız doğru iş yapma biçimleri var diyelim. Bunun özeti şudur: Petrol Ofisi olarak biz bayilerimiz aracılığıyla çalışmaktan gurur duyuyoruz ve Türkiye’deki akaryakıt piyasasının geleceğinin bayiler vasıtası ile temin edilebileceğini düşünüyoruz. Çünkü bayiler tüketicilerin birinci derecede muhatabı olan mercilerdir. Yani müşteriye hizmet, esasında istasyon özelinde gerçekleşen bir iştir. Hele ki bizim gibi çok sayıda istasyonu yönetmek durumunda olan bir şirketin her köşeye o işin başında bulunan bayisi kadar ulaşabilmesi mümkün değildir. O nedenle bayiler Türkiye akaryakıt piyasasında vazgeçilmez unsurlardır. Bir şirketin bu tür bir piyasada başarılı olması; üç unsurun mutlu olmasına bağlıdır. Birincisi elbette insana yatırım yapmak ve mutlu çalışanlar yaratmaktır. Çalışandan kastım şirketten maaş alan, şirketten kazandığı ile geçinen çalışanlar kitlesidir. Ama bir o kadar da şirket vasıtası ile çalışan bayilerimizdir. Önce bu çalışanlar kitlesinin mutlu olması gerekir. Çünkü mutlu olan çalışanlar kitlesi ikinci olmazsa olmazı yaratır; bu da mutlu müşteridir. Hatta bir adım daha ileri götürelim mutlu misafirler diyelim. Çünkü bizim istasyonlarımıza gelen veya direkt olarak bizim ürünlerimizin tüketimini yapan kişiler bizler için müşterinin de ötesinde misafirlerimizdir. Ve elbette bunun tamamlayıcı sonucu ise mutlu hissedar. Bu sırada ve bu öncelikte çalıştığınız zaman bu piyasa her zaman daha iyiye gidecek olan bir piyasadır. Daha iyiye giden bir piyasa düzgün piyasa oyuncularının mutluluğu demektir. İşte Petrol Ofisi’nin ufku olarak gördüğüm üçlemede bu öncelikler var. O nedenle atılacak olan tüm adımlarda; çalışanların yani bizatihi şirket çalışanlarının ve bayilerin mutluluğuna, bunun tamamlayıcısı ve sonucu olarak müşteri veya misafirlerimizin mutluluğuna, bunların yaratacağı değerlerden de mutlu hissedara uzanan bir zincir içinde bakıyoruz geleceğe…

“VITOL, PETROL OFİSİ’NDE OLDUĞU GİBİ YENİ YATIRIMLARA SICAK BAKMAKTADIR”

Petrol Ofisi, Vitol ile birlikte bölgesel bir güç, bölgesel bir şirket olabilir mi? Petrol Ofisi, Vitol ile birlikte rafinerilere ortak olabilir mi? Yeni rafineri yapabilir mi? Vitol ilk dört aydan mutlu mu?

Vitol ilk dört aydan mutlu ve sevinerek söyleyelim ki başta Petrol Ofisi’nin, dolayısıyla Vitol’ün beklentileri 2017 yılı için gerçekleşmiş hatta bir miktar da üzerine geçmiş durumda. Dolayısıyla mutluluktan yana bir sıkıntı yok.
Petrol Ofisi’nin birinci hedefi kendi ülkesinde, doğduğu bu topraklarda hak ettiği yeri almaktır. Buna çok büyük bir mesafemiz yok. Burada söylemeye çalıştığım şey; bütün bu satış süreçlerinde elbette herkesin kafasında bazı belirsizlikler, bazı soru işaretleri olmasını son derece normal buluyorum. Bu tereddütler belirsizlik ortamında ortaya çıkar. Lakin bu belirsizliklerin ortadan kaldırılması ile Petrol Ofisi gelmiş olduğu noktayı sağlamlaştırmaktan öte, daha büyük bir beklenti içerisinde değildir. Ayrıca Petrol Ofisi’nin kendi yurdundaki pozisyonunun tartışılmaz biçimde perçinlenmiş olduğu bu noktayı görebilmek lazım.

Petrol Ofisi, planında olsa da olmasa da bugünkü büyüklüğü ile zaten bölgesel bir güçtür ve bu gücü daha da belirgin temellere oturtmakta kararlıdır. Petrol Ofisi zaten iş hacmi, istasyon sayısı, tecrübesi ile bırakın bu bölgeyi, dünya üzerinde göz ardı edilmeyecek bir oyuncudur. Sonuç olarak 10 milyar doları aşan bir ciroyu temsil etmektedir. Bütün bu girdaplı, bütün bu çalkantılı badireler atlatan dönemlerde bile bütün mütevazılığı içinde bunu fazla ortaya çıkartmasa da çok ilginç bazı hareketlere de imza atmıştır. Mesela Petrol Ofisi bugün Şili’de madeni yağ satıyor. Madeni yağlardaki ihracatıyla ön sıralarda yer alıyor. Doğal olarak bizim buradaki tecrübelerimizden yararlandırabileceğimiz yakın ve orta uzaklıktaki coğrafyalarda Vitol’ün başka operasyonları da mevcut. Biz bunlara zaten katkıda bulunmaya da başladık. Bu pazarlar bizim pazar yapımıza benzer yapıdaki, mesela Pakistan gibi ülkelerdir. Evet, biz zaten şu anki hacmimiz ve varlığımızla bölgesel hatta bunun ötesinde bir gücüz. Bu gücü de nasıl ki kendi memleketimizde pekiştireceksek, o pazarlarda da bunu bir sonraki adımda yapacağız. Önceliğimiz tabii ki kendi topraklarımızda durumumuzu konsolide etmektir.

Vitol’ün başlangıcı malum fiziki ticaret. Dolayısıyla Vitol yatırım yapmaya alışık bir şirket. O nedenledir ki Türkiye’de de aynen Petrol Ofisi’nde olduğu gibi, yeni yatırımlara sıcak bakmaktadır. Hele ki bunların Petrol Ofisi eliyle, Petrol Ofisi aracılığıyla yapılacak olması da ayrı bir güç vermektedir.

Başka bir deyişle Petrol Ofisi Türkiye’de Vitol’ün son yatırımı değildir. Yatırım imkânlarını Petrol Ofisi aracılığıyla devam ettirme konusunda büyük bir açıklık ve şeffaflık vardır. Bütün bu yatırımların en başta Türkiye’deki akaryakıt sektörünün dengelerini ve düzenini bozmayacak şekilde yapılacağı ise aşikârdır.

Petrol Ofisi 2018 yılında tesisleşme ve ikmal noktaları bakımından yeni yatırımlar yapacak mı?

2018 Petrol Ofisi için ince ayar ve optimizasyon yılı olacak. İlk gördüğünüz şey, elimizdeki gıpta edilecek şekilde bakılan varlıklarımızı daha optimal şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Bizim birincil önceliğimiz bunu temin etmektir. İkincisi; mevcut bazı tesislerin optimizasyonu, tamamlayıcı parçası olarak gördüğümüz bazı genişletme ve bazı tesislerimizin hudutlarında sağlanacak kapasite arttırımlarıdır. Bunlar planlamaları bitmiş konular değil ama, gündemimizde olan konulardır. Üçüncüsü; akaryakıt dağıtım işi dur-kalk yöntemi ile sürdürülebilir bir iş değildir. Eğer yatırımlarınızı süreklilik arz edecek ve kesintiye uğratmadan devam edecek şekilde planlarsanız, o zaman dur-kalksız bir iş hayatı elde etmiş oluyorsunuz. Bizim Petrol Ofisi’nde yapmak istediğimiz budur. Öncelikle devamlı bir yatırım dairesi içinde olunduğunun bilinmesi gerekir. İkincisi de mümkün olduğunca herhangi bir yavaşlama veya aşırı hızlanma gerçekleştirmeden bunu düzgün ve rahat bir biçimde sürdürülebilir olarak devam ettirmektir. Dolayısıyla bu yaklaşımları fiiliyata geçirmek açısından 2018 yılının bizim açımızdan böyle bir önemi bulunuyor.

“TÜRKİYE’DE DÜNYANIN HİÇBİR ÜLKESİNDE OLMADIĞI KADAR OTOGAZLI ARAÇ BULUNUYOR”

Petrol Ofisi en yaygın bayi ağına sahip. Otogaz ile ilgili hedefleriniz neler? Otogazda büyümeyi hedefliyor musunuz?

Türkiye’deki otogaz pazarı halen daha dünyanın en büyük ilk üç otogaz pazarından bir tanesi. Hala daha bu ülkede dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar otogaz ikmal istasyonu var. Bu ülkede dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar otogaz ile çalışan araç bulunuyor. Bu ülke, dünyada benzin tüketiminden çok daha fazla otogaz tüketimi yapan bir ülke. Bu dört gerçek; kabul edilmesi gerekir ki akaryakıt dağıtım unsurlarının yarattığı bir gerçeklik değildir. Bu durum LPG sektörünün bu ülkeye hediye ettiği bir durumdur. Dolayısıyla akaryakıt şirketleri Türkiye’deki otogaz dağıtım işine bir nevi mecburiyetten girmişlerdir. Bunun bir örneği de Petrol Ofisi’nde görülmektedir. Biz bugün istasyon sayısının fazlalığından dolayı Türkiye otogaz pazarında ikinci büyük pazar payına sahibiz. Bu pazar payı tabii ki benzin ve dizeldeki pazar payımızdan daha küçük ama tonaj olarak baktığımızda otogaz pazarının ikincisi Petrol Ofisi’dir.

LPG sektöründen gelmiş biri olarak şunu ifade edebilirim; otogaz tarafında yine sektör menfaatleri çerçevesinde Petrol Ofisi’nin bütün diğer akaryakıt dağıtım şirketleri gibi kat edeceği mesafe vardır. Bizim de gayemiz de kat edilmesi gereken mesafeyi yine sektör düzeni ve sağlığı açısından kat etmektir. Hedefimiz budur.

Petrol Ofisi madeni yağlar sektöründe de iddialı bir şirket. Bu konuda neler diyebilirsiniz?

Petrol Ofisi’nin gizli kahramanlarından bir tanesi de madeni yağlardır. Maxima ve Maximus markalarımız, uluslararası bağlantılar veya merkezi şekilde otomobil üreticileriyle global anlaşmalar yapabilme kabiliyetinden yoksun olsalar da lider markalardır. Petrol Ofisi toplam madeni yağlar ve kimyasallar pazarının lideri ve bu hep böyle olmuş. Petrol Ofisi, dünya üzerinde bir çatı altındaki en yüksek üretim kapasitelerinden birine sahip. Dolayısıyla madeni yağlar sektöründe de kat edebileceğiniz mesafe mevcut. Madeni yağlar konusunda da işi sadece madeni yağ olan şirketlerden daha az bir odaklanma ile bugüne kadar gelmiş olan Petrol Ofisi, bundan sonra gittikçe artan bir odaklanma ve adanmışlıkla madeni yağlar sektöründeki varlığını sürdürecek, hatta geliştirecektir.

Büyük şehirlere yaklaşımınız nasıl?

Petrol Ofisi gibi Türkiye’nin her tarafında bulunma sorumluluğu olan bir şirketin büyükşehir, küçük şehir, kırsal, şehirsel gibi bir ayrım yapma lüksü yoktur. Dolayısıyla biz ülkenin her tarafını aynı ilgi ve aynı yaklaşımlarla görmek zorundayız ve görüyoruz.

‘YAKIT İSTASYONLARI BİR NEVİ MİKRO SOSYAL MERKEZLER HALİNE DÖNÜŞTÜ’

Pazarlama faaliyetleri kapsamında güçlü markalarla işbirliklerine gidiyorsunuz. Bu anlaşmalar ile istasyonlardaki alternatif ürün çeşitliliğini arttırıyorsunuz. Benzer işbirlikleri için görüştüğünüz başka markalar var mı? İstasyonları nasıl konumlandırmak istiyorsunuz?

Bundan 3-5 sene öncesine gidelim. O zaman ki adıyla benzin istasyonu, bugün artık yakıt çeşitlerinin artmasıyla yakıt istasyonu dediğimiz noktalar; idare binası, yağlama birimleri çok çok bir de yıkamadan oluşuyordu. Buralarda toz bezi, akü suyu, antifiriz satılırdı. Bütün dünyada bu böyleydi. Fakat zaman geçtikçe yakıt istasyonlarının çehre değiştirdiğini ve yakıt ötesi kolaylık merkezleri haline dönüştüğünü görüyoruz. Sadece Türkiye için değil bütün dünya için aşağı yukarı bu şekilde bir gidişat var. O yüzden bugün artık yakıt istasyonları acil ihtiyaçların karşılanabildiği türlü çeşitli ürünün bulunabildiği bir nevi mikro sosyal merkezler haline dönüştü ve sadece yakıt istasyonu hüviyetinden çıktı. Sektörün bu şekilde gelişeceğini ve serpileceğini öngörüyoruz. Yani artık yakıt istasyonları sadece araçların enerji kaynağı ihtiyaçlarını karşılamak durumunda bulunan merkezler değil, gece gündüz hizmet veren ve yakıt dışı pek çok acil ihtiyacın karşılanabildiği merkezler olarak işlev görüyorlar. Bu önüne geçilmesi mümkün olmayan bir gerçektir. Dolayısıyla biz de Petrol Ofisi olarak hem bayilerimize yeni gelirler yaratmak hem istasyonlarımızı müşteriler/misafirler için daha cazip kılacak yakıt dışı ihtiyaçlarının da temin edilebildiği merkezler haline dönüştürmekte kararlıyız. Bu yolda aynı memnuniyet felsefesinde hareket etmek arzusunda bulunan her türlü değişik sektör temsilcilerine de kapılarımızı açıyoruz ve açmaya da devam edeceğiz.

“BİRTAKIM ŞEYLERİN GELİŞEBİLMESİ İÇİN İKMAL NOKTALARININ DA ARTMASI LAZIM”

Elektrikli araçlara şarj üniteleri ile hizmet vermeye başladınız. Bu konuda yaklaşımınız nedir? Başka istasyonlarda da bu hizmeti verecek misiniz?

Elektrikli araçların hatırı sayılır bir sayıya veya diğer yakıt türlerini tehdit eder bir potansiyele erişmesi epey bir zaman alacak görüşündeyiz. Ama, bu bizi özellikle şehirlerarası güzergâhlarda elektrikli araçların enerji ikmalini temin etmekten alıkoymuyor. Eğer bu yol kat edilecek bir mesafe ise bu yolda Petrol Ofisi’nin öncülüğü ve varlığı tartışılmazdır. Şunu tekrar edeyim; elektrikli araçların şehir içlerinde, zaten park ettiği yerde bu ihtiyacı karşılamaları mümkün ama buradaki zayıf ya da eksik halka şehirlerarası güzergâhlardır. O yüzden Petrol Ofisi olarak şehirlerarası güzergâhlarda bu imkânı müşterilerimize sunma yönünde adımlar attık, atacağız. Bu süreç bugünden yarına çok büyük önemler arz eden operasyonlar olmayacaktır. Lakin, birtakım şeylerin gelişebilmesi için öncelikle ikmal noktalarının da artması lazım. Türkiye otogaz pazarının gelişimi de böyle olmuştur. Türkiye’nin yapmış olduğu ve dünyaya örnek olan şey şuydu; önce LPG şirketleri otogaz istasyonlarını halka sundu, ardından da dönüşümler ve LPG’li araçlar geldi. Bunu yapamayan, örneğin Almanya gibi ülkeler, kısıtlı ikmal noktası nedeniyle bu pazarı geliştiremediler. Dolayısıyla bu konuda Türkiye’nin hakkını da her zaman vermek lazım. Bizim kurmuş olduğumuz e-POwer istasyonları bu ufkun açılmasını temin etmek içindir. Bugün için ticari bir anlamı olan bir yaklaşım değildir.

Bugünden yarına Petrol Ofisi’nin enerjinin başka alanlarında yatırım yapma planı var mı?

Bugünden yarına böyle bir planımız yok. Biz iyi yaptığımızı düşündüğümüzü veya bizim elimizde olan ve bu ülkeden kaynaklanan varlıkların daha iyi kullanımından kendimizi sorumlu tutuyoruz. Dolayısıyla enerjinin değişik başka alanlarına üretici olarak girmek gibi bir niyetimiz bugün için yok.

Selim Bey, PO mu yoksa Petrol Ofisi mi? Siz PO Genel Müdürü müsünüz yoksa Petrol Ofisi Genel Müdürü müsünüz?
Tabii ki Petrol Ofisi. Ben Petrol Ofisi Genel Müdürüyüm. Petrol Ofisi öyle herkesin yaratamayacağı bir markadır. Petrol Ofisi esasında hem petrol hem ofis olarak cins isim. Ama bu iki cins isim yıllar içerisinde özel bir isim olarak bir marka oluşturmuş. Dolayısıyla ben başka herhangi bir tanımlama yapmaktansa Petrol Ofisi markasına sahip çıkmakla yükümlüyüm. Çünkü Petrol Ofisi bu ülkenin petrolü bu ülkenin ofisi demek. Anadolu’ya gittiğinizde ya petrolden sağa saparsınız ya ofisten sola saparsınız. Dolayısıyla böyle bir markayı başka ifadelere sokmak bir pazarlamacının çok aklına gelebilecek bir şey değil.

“DAHA KLASİK ANLAMDA BİR ORGANİZASYON YAPISINA İNANIYORUZ”

Petrol Ofisi’nin 2018 yılında organizasyon yapısında başka değişiklikler de olacak mı?

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var. Şu anda bizim organizasyon yapımız hissedar değişikliği öncesinden zaten farklı. Biz daha klasik anlamda bir organizasyon yapısına inanıyoruz. Yani bu matrix gibi bir organizasyon değil, kimin kime bağlı olduğunun belli olduğu, belirli bir liderlik silsilesi içerisinde giden, klasik bir yönetim anlayışıdır. Yapımız böyle olacak. Bu çerçevede her şirkette her organizasyonda zaman zaman durumların ve zamanın gerektirdiği değişik konumlandırmalar, değişik isimlerin görev yapması söz konusu olabilir. Bunları da normal akış içerisinde hep beraber görüp, yaşayacağız. Biliyoruz ki içinde bulunduğumuz ortam statik bir ortam değil. Devamlı değişiyor, devamlı başka ihtiyaçlar çıkıyor. Çünkü biz Türkiye olarak değişkenliği çok olan bir piyasayız. Dolayısıyla buna ayak uydurabilmek hatta bunların önüne geçebilmek için bazı tasarrufların olması şarttır.

‘TÜRKİYE BİR YIL AZ BÜYÜR BİR YIL ÇOK BÜYÜR AMA MUTLAKA BÜYÜR’

Türkiye petrol piyasasının geleceğine ilişkin öngörüleriniz nelerdir? Sizce piyasa büyümeye devam eder mi?

Aşikâr olan tek bir şey var. Türkiye’de yakıt piyasası büyüyecektir. Çünkü Türkiye’deki araç sahiplikleri Türkiye’nin gelecekte ulaşmak istediği noktalara göre çok daha düşüktür. Türkiye, önemli bir otomotiv endüstrisi ülkesidir. Bu da yakıt pazarının büyümesi demektir. Derseniz ki nasıl büyür? Sürekli mi büyür? Hayır. Biliyorsunuz ki Türkiye sürekli değişkenliği olan bir ülke, bir yıl az büyür bir yıl çok büyür ama mutlaka büyür, biz Petrol Ofisi olarak buna inanıyoruz. Bizim hissedarımız Vitol buna inanıyor. Biz yatırımlarımızı buna göre planlıyoruz. Bir piyasanın büyüyor olması her şey demek değildir. Evet, bir piyasayı büyüten adetsel büyümedir, daha fazla tüketimdir ama bir o kadar da piyasa oyuncularının davranış biçimidir. Olması gerekenden daha kötü davranan oyuncuların bulunduğu piyasalar rakamsal olarak büyüseler bile, er geç küçülmeye mahkûmdur, en azından tüketici nezdinde… Ama yakıt piyasasının bütün unsurlarını; bunu derken akaryakıt dağıtımını, bunu derken LPG’yi, bunu derken doğal gazı hatta elektriği kastediyorum. Yani bütün enerji piyasasını kastediyorum. Bu piyasalardaki oyuncuların yaptıkları işin fevkalade bilincinde olması lazım. Çünkü biz stratejik bir ürünle uğraşıyoruz. Bugün petrol yüzünden savaş çıkıyor. Bu denli stratejik bir üründen bahsediyoruz. Bugün petrol fiyatlarındaki dalgalanma ülkelerin ekonomik sıkıntıya girmesine veya refahı bulmasına yol açıyor. Bizler bu gücün parçasıyız. Şimdi hal böyle iken bu piyasada olan oyuncuların iyi iş yapma biçimlerini hazmetmesi lazım. Bu piyasaların yapılacak yanlışlardan dolayı arzu edildiği şekilde gelişmemesinin sonucu olarak kanserli hücreler oluşur. Her birimize düşen görev sektörümüzü, piyasamızı kanserden arındırmaktır. İşte bu stratejik önem hasebi ile zaten bir düzenleme kurumunun kontrolü altındadır. Eğer bu kadar stratejik bir önem arz etmeseydi bir düzenleme kurumunun kontrolüne zaten bırakılmazdı. Bütün bunlar yapılmışken piyasa düzeni, sürekliliği, düzenliliği her bir oyuncunun sorumluluğudur. Bu sektöre girip belirli kazançlar elde etmek isteniyorsa karşılığını düzgün, düzenli, aklı başında hareketler yaparak vermeniz lazım. Bu nedenle piyasa düzeni, regülasyona uyum çok önemli. Eğer birtakım kurallar sadece belirli şirketler için var olup diğerleri bunun o kadar da farkında değillerse tüm bunlar piyasayı bozan ve de başıbozuk hale getiren tehlikelerdir. O yüzden bu piyasadan nemalanan bütün unsurların herhangi bir tasarrufta bulunurken iki defa düşünmesi lazım. Çünkü düzensiz bir piyasa eninde sonunda hepimizi altında bırakır. Tavan çöktüğü zaman da zaten sağ kalan olmaz. Herkes çok dikkatli olmalı, özen göstermeli, olduğu gibi değil olmak istenildiği gibi davranmalıdır.
Özellikle akaryakıt piyasasının maalesef geçmişte kamuoyunda bazı negatif izlenimleri oldu. Açık söyleyeyim; sektör unsurları da bir şekilde ateşe benzin döktü. Bu sektör kendi içinde ve ilgili mercilerle yapması gereken birtakım diyaloglar yerine, kamuoyu ile bazı şeyleri şikâyet anlamında paylaşmayı tercih etti. Öyle olunca da olmaması gerekenler veya kötü örnekler bütün pazarın genel geçeriymişçesine kamuoyunun diline düştü. Kaçakçılık, kalitesiz ürünler gibi… Bu tür durumlar maalesef sektörümüze zarar vermiş popülist yaklaşımların eseriydi.
Sevinerek bir şey ifade edeyim; Türkiye’de son 5 ila 10 yıla baktığınızda artık akaryakıt kaçakçılığı minimize hale geldi. Bu defter kapandı ama maliyeti tüm piyasaya çok yüksek oldu. Bugün geldiğimiz noktada hala kötüleri konuşmaktan güzellikleri konuşmuyoruz. Ülkemizin bana kalırsa en büyük eksik taraflarından biri de bu; tabii ki kötülükleri konuşalım ama bir o kadar da güzellikleri konuşalım istiyoruz.

Bugün dünyada 194 tane Birleşmiş Milletler’e üye bağımsız devlet veya kabul edilen bölge var. Bu 194 tüzel kişilik içerisinde Türkiye bazı konularda sektörümüzde ilktir, örnektir. Örneğin; bir damla dizel ülkeye girdiği andan veya rafineride üretildiği andan itibaren adeta etiketlidir ve tüketildiği son noktaya kadar dijital olarak kontrol altındadır. Dünyada böyle bir sistem yok. Dünyada hiçbir ülkede bütün istasyonların bir tek pompasından akan akaryakıt veya gaz miktarını anında takip edebilen bir sistem yok. Kaçakçılarla, hep kötülüklerle anılan, devamlı zam geldiğinden şikâyet edilen akaryakıt sektöründe böyle bir güzellik de var. Bunlar milyonlarca dolarlık yatırımların eseri. Bunlardan bahsetmeyip hala daha bir iki tane lüzumsuz kişilerin yanlış davranışı, illegal faaliyetinden dolayı bu koskoca sektöre negatif iliştirmeler yapmak doğru değil. Biz dünyada olmayan bir sistem kurduk. Kimse bunu konuşmuyor. Akaryakıt kaçakçılığı v.s. bunlar artık konu değil. Gündemimizde hiç değil.

“PETROL OFİSİ İSMİNİ DUYURMAK, HATIRLATMAK İÇİN SPONSORLUĞA İHTİYACI OLAN BİR ŞİRKET DEĞİLDİR”

Siz iyi bir Fenerbahçelisiniz. Süper Lig’de yer alan üst düzeydeki birkaç İstanbul takımına sponsor olmanız beklenirken siz Süper Toto 1. Lig’de yer alan ama alt yapıya çok inanan ve çok büyük yatırımlar yapan Altınordu’ya destek veriyorsunuz. Altınordu ile Petrol Ofisi’ni aynı yerde buluşturan şey nedir?

Pazarlama açısından baktığınızda neden sponsor olunur? Marka bilinirliğinizi arttırmak, kişilerin aklına gelen marka olabilmek ve yaptığınız sponsorluktan sizin markanıza pozitif bir aktarım olması için sponsorluklar yapılır. Petrol Ofisi’nin herhalde bilinirlikle ilgili bir sorunu olmasa gerek diye düşünüyorum. Bu demek oluyor ki Petrol Ofisi ismini duyurmak, hatırlatmak için sponsorluğa ihtiyacı olan bir şirket değildir. İkincisi, diyelim ki amacınız bir sponsorluğun pozitif etkisinden sizin markanıza pozitif bir çıkarım sağlamanız. Bugün özellikle futbol veya bir takım sponsorluğu bunu beraberinde getiriyor mu? Hayır. Neden? Çünkü maalesef özellikle Petrol Ofisi gibi Türkiye’nin dört bir yanını kapsaması gereken kurumlar açısından fevkalade tehlike arz ediyor. Lokal bir şirket olsanız o şehrin takımını destekleyebilir, forma reklamı verebilirsiniz. Ama bizim o lüksümüz yok. Biz Edirne’den Ardahan’a, Sinop’tan Adana’ya kadar Türkiye’nin dört bir tarafını karış karış kapsamak zorundayız. Bunu yaparken de belirli şehirleri başkalarına tercih edip diğerlerini küstürme lüksümüz yok. Bir başka taraftan bugün maalesef ülkemizde özellikle futbol taraftarlığı spor şemsiyesi altında milleti beraberliğe sürüklemektense aksine çirkin rekabet bağlamında birbirinden ayrıştırıyor. Şimdi bir güzide kulübe destek verdiğinizde bu sefer onun rakibi olan takımların bütün taraftarlarını küstürüyorsunuz. Böyle bir şeye ihtiyaç var mı? Tabii ki yok. Dolayısıyla ne Petrol Ofisi’nin bu şekilde ismini hatırlatmaya ihtiyacı var ne de bir takıma destek verip diğer takımların taraftarlarını karşısına alma lüksü var.

Durup dururken neden Altınordu’ya destek verdik? Bizim Altınordu Futbol Kulübü’ne vermiş olduğumuz destek futbola veya spesifik bir takıma sponsor olmak değildir. Biz bunu değişik vesilelerle de ifade ettik; Altınordu’nun sportif başarılarına sponsor olmadık. Biz Altınordu’nun Türkiye’nin geleceğine yatırım yapan tavrı, duruşu, bunu yaparkenki felsefesine destek verdik. Yani bu fikri bir destek. Çünkü biz bu ülkenin kaynaklarından yaratılmış bir marka olduğumuza inanıyoruz. Hatta baktığınızda Capital 500’e göre Türkiye’nin bugün birinci büyük şirketi TÜPRAŞ, ikinci büyük şirketi Petrol Ofisi, üçüncü büyük şirketi Türk Hava Yolları. Üçünün de ortak bir özelliği var. Bu ülkenin kaynaklarıyla yaratılmış üç marka. Bu üç şirkete baktığınızda bunlar esas kaynaklarını bu ülkeden ve bu ülkenin geleceğinden, bu ülkenin geleceğinin ihtiva ettiği potansiyelden alıyorlar. Bunlar birer milli mirastır. Baktığınızda Altınordu yabancı futbolcu oynatmıyor. Tercihen kendi alt yapısından yetiştirdiği, genç de olsa o sporculara yer veriyor. Muazzam bir alt yapı teşkilatı var. Muhteşem güzellikte tesisleri var. Bir gaye ve bir felsefe ile bunu yapıyor. Ne diyor; “iyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu.” Mutlu çalışan, mutlu müşteri, mutlu hisseder dedim ya, iyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu. İnsana önem veriyor. Biz bu felsefenin destekçisiyiz. Bundan bir şeyler öğreniyoruz, biz de bildiklerimizi onlarla paylaşıyoruz. Türkiye’de herhangi bir şey gelişecek, daha iyiye gidecekse bu ancak gençlere yatırım yapmakla mümkün. Bizim sponsorluğumuz; tekrar ediyor ve altını bir kez daha çiziyorum bir futbol takımına sponsor olmak, bir forma reklamı vermek değildir. Bizim Altınordu’ya verdiğimiz destek bir yol arkadaşlığı, onların yürüdüğü yolda onlara bir nebze katkıda bulunmaktır. Bu nedenle Altınordu.

2018 yılı hedefleriniz kapsamında bayilere vermek istediğiniz özel bir mesaj var mı?

Mesajımı yapmış olduğumuz ve tüm bayilerimizin davetli olduğu yaklaşık üç bin kişilik bayi toplantısında dile getirdiğimi düşünüyorum. O da şu; biz belirli badirelerden geçmiş bir şirketiz. Zaman zaman yapmamız gerekenlerden daha azını ortaya koymuş olabiliriz. Zaman zaman daha iyisini yapabilecekken daha mütevazısı ile yetinmiş olabiliriz ama bunları mümkün olduğunca arkamızda bıraktık. Ve, Petrol Ofisi tekrardan sahaya dönmüştür. Bu yolda bizlerle yürüyecek her bayimiz bizden biridir. Dolayısıyla vereceğim mesaj şu; Petrol Ofisli olmak bir ayrıcalıktır. Milli bir sorumluluk getirir. Bu yolda yön değiştirmeden bizimle beraber yürümek isteyen tüm bayilerimiz dilerim ki bizimle beraber daha mutlu bir geleceğe doğru yönelecektir.

Evet…

Çok uzun ama her türlü detayın konuşulduğu bu röportajın eminim ki birçok satırının altını çizdiniz…

Selim Şiper’e ilk röportajı bizimle yapmasından çok, yaptığımız röportajdaki cevaplarının içtenliği ve samimiliği için teşekkür ediyorum.

Petrol Ofisi’nin piyasanın gelişimine ciddi katkı sağlamaya devam edeceği ortada.

Bu piyasa kurallı, disiplinli oyuncuların varlığıyla, rekabetiyle buralara geldi.

Önümüzdeki süreçte piyasadaki rekabetin artacağı net…

2020 intifa sürecinde hareketlilik daha da artacak…

Piyasada önemli gelişmelere şahit olacağız, bu da net…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir