Makale

Verimlilik

AA

Dünyada herhangi bir mal ya da hizmetin üretilip tüketilmesi arasındaki sürecin tümü aslında ticaret kavramı içerisine giriyor. Ticaret, tanımı itibarı ile hem üretimi hem de tüketimi tüm mal ve hizmetler için optimize eden sürecin adıdır. Bu sürecin en önemli göstergesi de fiyattır. Serbest irade ile oluşan fiyatın var olduğu piyasalarda ticareti yapılan varlıkların üretimi de tüketimi de optimuma en yakın noktalardadır. Dolayısı ile verimin en yüksek olduğu nokta olarak tanımlanır.

Herhangi bir emtia örneğinde arzı ya da talebi değiştirirseniz bunun etkisi doğrudan fiyat üzerinde gözükür. Bunu da yapmak her zaman mümkündür. Öyle ki, bazı mal ve hizmetlerde ve hatta para dahil finansal ürünlerde talep veya arzı etkilemek ekonomi politikalarının temel araçlarındandır.

Bu amacın aracı farklılaştırılırsa, yani arz ya da talep yerine fiyatı kontrol eden ya da etmeye çalışan bir mekanizma kurulursa o zaman arz ya da talebi anlamsız noktalara itebiliriz ki bu da bizi her durumda kaynak israfına yani optimum dengeden uzaklaşmaya iter.

Bir ürününün fiyatını ederinden düşük tutarsanız, doğal olarak talebini artırır ve gereksiz bir talebe yol açarsınız. Hatta bu yüksek talep hemen alternatif arz oluşturup ikincil yasal olmayan bir pazar oluşturur. Fiyatı yüksek tutarsanız bu sefer de aksine herkes bu ürünü üretmek için yarışarak kaynak israfına ve kaynakların yanlış yönlenmesine sebep olur. Fiyat kontrolü bir şekilde sona erdiği anda da aşırı rekabet ile bu üreticiler ayakta kalamaz hale döner.

Bir ekonomideki en büyük verimsizlik bu sebeple piyasaları gereğinden fazla fiyatla kontrol etmeye çalışan mekanizmalardır.

Verimliliğin konuşulduğu bu haftada, tüketicinin de üreticinin de farklı sebeplerle fiyat esnekliğinin olmaması durumu maalesef Türkiye için ciddi bir verim kaybına yol açmaktadır. Enerji verimliliği açık ara en ucuz ve en temiz enerji kaynağıdır. Piyasa yapısından başlayarak, talebin etkin yönetimi, atıkların kullanılması ve enerjinin korunması/saklanmasına kadar olan konularda ihmale gelmeyecek bir potansiyel mevcuttur ve bu potansiyelin değerlendirilmesi ülkemizi milyarlarca dolar gereksiz kaynak israfından koruyacaktır.

Üretim ve ticaret şirketlerinde S.O.S

Türkiye özelinde bakıldığında son yıllarda arz ile talebin aynı miktarda artmaması ve diğer bazı sosyal nedenlerden dolayı, gerek elektrik gerekse doğal gaz tarafında ticaret hacmi ciddi şeklide daraldı ve aynı zamanda şirketlere zarar ettirdi.

Likiditenin azalmasına temel teşkil eden perakende piyasanın neredeyse minimum seviyesine inmesine temel sebeplerden bir tanesi elbette tüketiciyi koruma maksadı ile korunan tarife mekanizması iken, bu azalan likidite, piyasada toptan ticaretle uğraşan firmaların da ticaret yapma imkanını daralttı. Doğal olarak bu ticaret sayesinde gelecek dönem üretimlerini önceden satıp pozisyon risklerini yönetebilen üretim şirketlerini de bu imkandan önemli ölçüde mahrum bıraktı.

Ticaret şirketleri, zaten genel olarak sermaye yapıları ve lisanslama kolaylığı sebebiyle çok fazla dikkate alınan şirketler değilken, tüketicilerin rekabet sebebi ile düşük fiyattan elektrik edinme avantajını neredeyse ortadan kaldırdı. Ancak yine de bu şirketlerin ortadan kalkması ya da iş bırakmaları gazete manşetlerine çıkacak türden haber değil. Zira fiyat mekanizması farklı da olsa, kimsenin bu yüzden elektriği kesilmedi. Bazı hukuksal sorunlar elbette oldu ama bunlar ihmal edilebilir düzeyde kaldı.

Ancak üretim şirketleri ya da özelleştirilen dağıtım şirketlerinin ayrıştırılan perakende şirketleri söz konusu olduğunda durum oldukça farklı ve buradaki SOS’in anlamı daha başka. Öncelikle bu şirketlerin sermayeleri oldukça büyük, ciddi bir varlık sahibi ve genel olarak da büyük bir yabancı para borcunun altındalar. Haliyle devalüasyon etkisi bu şirketlere ciddi zararlar getirdi.

Diğer taraftan, halen yeni yatırımcı gelmeyecek gibi gözüken- fiyat/kazanç denklemi bakımından- cazibesini kaybetmiş enerji sektöründe temel alacaklı olan yerli bankalar da borçlarını ve faizlerini zamanında ve eksiksiz tahsil etme peşindeler.

Durum bu sebeple tehlikeli gözüküyor…

Bu şirketlerin borç servislerini yerine getirememeleri ve bankaların da bu borçları yeniden yapılandıramaması durumunda yeni bir durumla karşı karşıya kalacağız. Bu hale düşmeden önlem alınabilmesi için gerek özel sektör temsilcilerinin gerekse kamunun ve hatta bankaların bir araya gelip durumu değerlendirmeleri ve bir yol haritası üzerinde anlaşması gerekiyor. Zira bu durumlarda -aşırı hırslı olması ile bilinen- bazı bankaların “ilk olma” avantajını alma sebebi ile ipi çekmeleri maalesef telafisi olmayan kayıplara yol açabilir.

ISTRADE 2018

Tüm bu sorunlarla boğuşurken dünyada dijitalleşme devrimi hızla devam ediyor. Bu elzem konuların yanında bu trendleri değerlendirebilmek adına ISTRADE 2018 iyi bir fırsat olacaktır. Enerji ticaretinin tüm paydaşları yıllardır bu çatı altında farklı konularda görüş alışverişinde bulunuyorlar. Bu organizasyona Ankara’dan da gerek Bakanlık gerek EPDK gerekse diğer ilgili kurum ve kuruluşlardan gelen ilgi sayesinde doğru bir ortam yakalandığını düşünüyorum. Bu yıl bu karışıma yabancıların da daha fazla ilgisi olacağı gerçeği ile daha verimli bir toplantı geçeceğini sanıyorum…

 



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir