Makale

Enerjide dışa bağımlılığı azaltmanın yolu

enerji
AA

Ekonomik olarak gelişmekte olan ülkemizin, enerji kaynaklarına olan ihtiyacı ve enerji talebini karşılamak için özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımlar hızla artmaktadır. Bu ve buna benzer yatırımlar ülkemizde artmakta ise de bence en önemli enerji yatırımımız, var olan enerjimizi etkin ve verimli kullanmaktır.

Türkiye ekonomisi olarak dünya piyasası ile rekabet edeceksek bunun en önemli yolu, enerjimizi az kullanmaya çalışmak yerine az birimle daha çok çıktı elde etmektir.

Dünyanın her geçen gün daha fazla rekabetçi ticaret yapısına dönüşeceği yakın bir gelecekte, enerjide dış kaynaklara bağımlı kalmak rekabetçi yapımızı oldukça zorlayacaktır.

Gelişmekte olan ülkemizin enerji kaynakları tarihçesine sırasıyla bakarsak, ilk olarak ihtiyacı olan enerji talebini 1820’li yılların başından itibaren fosil yakıt kömür ile karşılamış ve daha sonra hidrolik enerji santralleri sisteme katılmış, 1990’lı yıllardan sonra ise doğal gaz kaynağı ile elektrik üretimine devam edilmiştir. 2000’li yılların başından itibaren yenilenebilir enerji kaynakları (GES, RES, jeotermal, biyokütle vb.) ile enerji üretimine katkı verilmiştir. İthal edilen doğal gaz ve kömür ile birlikte, artan maliyetler ve dışa bağımlılığın yarattığı arz güvenliği kaygısı ve karbon ayak izinin dünya pazarında daha anlamlı hale geleceğinin anlaşılması nedeniyle artık enerji verimliliğinin de ön plana çıkartılması ülke olarak en önemli politika önceliği olarak belirlenmiştir.

Bu nedenle enerji yatırımlarını mümkün oldukça kamunun elinden çıkarıp ülke tabanına yaymak zorundayız. Mevzuatlarda yapılan önemli değişikliklerle enerjide klasik tüketicinin rolü de değişmeye başlamıştır. Artık bireyler ve özel şirketler artık enerjiyi salt tüketen değil de aksine enerjiyi tüketim noktasında üreten haline geldiği ve ürettiği enerjiyi iç tüketimde kullanabilen ve ihtiyaç fazlasını sisteme satarak kar elde edebilen bir role de kavuşmuş haldedir.

Dünyada ve ülkemizdeki enerji başlıklı tartışmalara bakıldığında çoğunlukla enerjinin arz tarafını görmekteyiz ama aslında Covid-19 süreci de bize ilk defa talep tarafının daha belirleyici olduğunu göstermektedir. Yani arz talebinde yaşanacak dalgalanmalardan daha az etkilenmek için, ülke olarak önceliklerimizden birinin enerjiyi verimli kullanmak olduğunu bilmeliyiz.

Uluslararası enerji verimliliği ajansının güncel dönem verilerine göre, dünyada günümüzde sanayideki enerji verimliliği potansiyelinin  %58’ine, binaların enerji verimliliğindeki potansiyelinin %82’sine ve altyapı sektöründeki enerji verimlilik potansiyelinin %79’una dair hiçbir çalışma yapılamamıştır. Ülkemizde ise ETKB verilerine göre, sanayide %30, konutlarda %46 ve ticari binalarda ise %20 civarında enerji verimlilik potansiyeli olduğu belirtilmektedir. Türkiye’nin 2012-2023 enerji verimliliği strateji belgesinde, 2023 yılına kadar GSYİH başına tüketilen enerji yoğunluğu miktarının 2011 yılı değerlerine göre en az %20 azaltılması hedefi yer almaktadır.

Enerji ve Tabi Kaynakları Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı’na göre 10 milyar dolarlık yatırım yapılırsa 2033 yılına kadar 30,4 milyar dolarlık enerjide verimlilik sağlamanın mümkün olduğu bilinmektedir.(2019 yılında Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında yürütülen faaliyetlerle Türkiye genelinde yaklaşık 960 milyon dolarlık verimlilik sağlanmış oldu.)
Enerji talebini artıran en önemli unsurlardan belki de en önemlisi şehirleşmedir. Şehirlerin toplam yüz ölçümü, dünya yüz ölçümünün sadece %2’sini oluştururken, bu şehirlerde dünya nüfusunun %60’ı yaşamakta, üretilen enerjinin %75’ini tüketmekte ve aynı zamanda dünyadaki karbon salınımının %80’ini oluşturmaktadır. 2050 yılı projeksiyonlarına bakıldığında şehirlerimiz 2 milyara yakın insana daha ev sahipliği yapacaktır ve bu durumda enerji ihtiyacının daha da artacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Enerji talebi, önümüzdeki 40-50 yıl içinde %50 daha da artacaktır. Bu problemlerin çözümü de aslında enerjiyi çok daha etkin ve verimli kullanmaktan geçiyor. Bunun için enerjiyi verimli yönetme alışkanlıklarına ve teknolojiyi etkin kullanma modellerine geçmemiz gerekmektedir. Açıkça enerjiyi yöneten nesnelerden verilerin toplanması, verilerin analitiği, analizi ve enerji yönetimi için bunları aksiyona dönüştürülmesidir.

Ülkemizin 2018 yılında birincil enerji arzı 143,67 MTEP olarak gerçekleşmiştir. Bu tüketimin yaklaşık %20’si binalarda, %33’ü sanayi sektöründe, %26’sı ulaşım sektöründe, %11’i ticaret ve hizmet sektöründe, %4’ü tarım sektöründe ve  %6’sı enerji dışı (kimya, proses vs.) sektörlerde tüketiyoruz. Yine ilginç bir rakam söylemek istiyorum, enerjinin %20’sini tükettiğimiz binalarda ise yaklaşık 17 milyon hane olmasına karşın sanki 75 milyon haneye denk enerji kullanmamız, ülke olarak enerji verimliliğinde daha çok yolumuz olduğunu anlatmaktadır. (Yalıtımsız bir hanede çatılardan %25, duvarlardan %40, zeminlerden %15 ve pencerelerden ise %20 civarında ısı kaybı olmaktadır.) Bir örnek vermem gerekirse Almanya’da bir haneyi ısıtmak ve soğutmak için yıllık enerji miktarı 30-60 kwh/m2 iken, aynı hane için ülkemizde 250-300 kwh/m2 civarındadır.

Birincil enerji tüketimimiz son 10 yılda ortalama %3,61 oranında artmıştır ve 2018 yılında net enerji ithalatımız 33 milyar dolardır. Birincil enerji tüketimimizin yaklaşık %72’sini ithal ediyoruz.

Enerji verimliliği yatırımlarının her sektörde yaygınlaşması gerektiği özellikle enerji maliyet girdisi yüksek olan demir çelik, çimento, otomotiv, kimya ve plastik sektörlerinde kaçınılmaz olduğu gerçektir.

Enerji verimliliği projelerinin, bakım maliyetlerini düşürmekten, hammadde kullanımındaki iyileşmelere, su tüketiminin azalmasına, kalite sorunlarını düşürmeye, ekipman kullanım ömrünü uzatmaya, ve enerji maliyetlerinin düşürülmesine kadar bir işletmenin hayati fonksiyonlarında iyileştirme yaptığı görülecektir. Hem bu projeler ile enerjide yapılacak olan 1 birimlik fayda kadar, diğer alanlarda 2 birimlik faydaları da olabilecektir.

Çatı kuruluşu olan Enerji Verimliliği Derneğimizin inisiyatif aldığı ve ülkemizde bir ilk olan hane halkı bilinç endeks çalışması tamamlanmış ve geçtiğimiz günlerde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Fatih Dönmez Bey’in yaptığı basın toplantısı ile bilinç endeks çalışma raporu kamuoyuna açıklanmıştır. Hane halkı bilinç endeksi ölçüm çalışması için 21 şehirde 3 bin kişiyle yapılan araştırma sonucunda, enerji verimliliği bilinç endeksinin 200 puan üzerinden 157,7 olarak ölçüldüğü ve bu değerin de kamuoyunun orta-üst bilinç seviyesinde olduğu, enerji verimliliği bilgi endeksi 177,9 ve davranış endeksi ise 137,5 olarak ölçülmüştür. Yani enerji verimliliği konusunda kamuoyunda bilgi ve bilinç var ama bunun davranışa dönüşmesinde biraz daha çalışmamız gerekecektir.

Enerji verimliliği, ülkemizin yeşil ekonomiye geçiş sürecinde kullanabileceği en etkin araçlardan birisi olmakla beraber ülkemizin enerji arz güvenliğinin sağlanmasına, ekonomik kalkınmayı sürdürebilmesi, dünya pazarında rekabet edebilmesi, karbon salınım iklim değişikliği gibi konularda yardımcı olacaktır.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir