Makale

Elektrikli araba sektörü ve Kuzey Kıbrıs

elektrikli
AA

Elektrikli arabaların tarihçesi 1800’lü yılların sonuna dayansa da özellikle 1930’lu yıllarda oluşan ucuz petrol fiyatlarının etkisi ile elektrikli arabalar yeterli ilgiyi görmemişlerdir. 1973 yılındaki petrol krizi sonrası elektrikli araçlara olan ilgi artmaya başlamış ancak önemli hareketlenme 2000’lerde karşımıza çıkmıştır. Son yıllarda yayınlanan birçok ulusararası rapor, ETO 2019 (Energy Transtion Outlook) gibi, ise elektrikli arabaların önümüzdeki 10 yıl içinde binek araçların yarısını oluşturacağını işaret etmektedir. Bu değişimin arkasında birçok dinamik olsa da önde gelenin “elektrikli araçların çevre dostu olmasıdır” diyebiliriz. Ulaşım sektörünün, karbon emisyonlarının neredeyse yüzde 30’undan sorumlu olduğunu düşünürsek bunun da çok şaşırtıcı olmadığını görürüz. Bu hedefle birçok ülke farklı adımlar atmaktadır. Örneğin, Almanya 2030 yılında 1 milyon elektrikli araba hedefi koymuş ve bu hedefe yönelik de 2021-2024 mali planlamasında 1.8 milyar € ayırmıştır. Ayrıca elektrikli araçlara ödenen teşvik miktarlarını da artırma kararı almıştır. Diğer yandan İngiltere 2035 yılından itibaren fosil yakıtla çalışan tüm araçların yasaklanacağını açıklarken yine çevre sorunlarını işaret etmiştir. Financial Times’da yayınlanan güncel verilerde; COVID-19 salgını döneminde kısıtlanan hareketliliğin etkisi ile AB ülkelerindeki en büyük emisyon azalmasının yüzde 88 oranı ile ulaştırma sektöründe olması da bu adımların doğru olduğunu göstermektedir.

Diğer yandan her geçen gün tüketicinin gözündeki elektrikli arabaların teknik olarak geride kaldığı konular da azalmaktadır. Örneğin, elektrikli araçların ortalama menzillerinin 400 km’nin üzerine çıkması hatta 600 km’lere ulaşması, şarj sürelerinin 1 saatlerin altına inmesi ve ivmelenme sürelerinin fosil yakıtlı arabalarla yarışacak seviyeleri görmesi önemli artılardır. Satışların artması ve seri üretim kapasitelerinin yükselmesi ile satış fiyatlarının düşmesi de beklenen elektrikli arabaların, elektrik tüketim maliyetlerinin ise fosil yakıtlı arabların yakıt tüketiminin neredeyse yarısı kadar olduğu bilinmektedir.

Kuzey Kıbrıs açısından bakıldığında ise elektrikli araçların olumlu çevresel etkilerinin yanısıra petrol yakıtlı arabalara göre birçok farklı avantajları da vardır. Bunlardan birincisi adanın petrol kaynağının olmaması ve bu kaynakla ilgili dışa bağımlılığıdır. Son yıllarda yoğun şekilde yapılan yenilenebilir enerji yatırımlarına rağmen hala daha Kuzey Kıbrıs yüzde 98 oranında ithal fosil yakıta bağımlıdır. Diğer yandan ekvatora yakın olan Kıbrıs adasının yüksek güneş ışınımı, neredeyse 300’e yakın güneşli gün sayısı ve uzun güneşlenme süreleri güneşten elektrik üretimi için Kıbrıs’ı cazip hale getirmektedir. Bu da doğru bir politika ile güneş enerjisi ile beslenen şarj istasyonlarının hem şebeke dostu olacağını hem de yüzde 100 çevre dostu bir ulaşım sektörüne ulaşılmasını sağlayabileceğini göstermektedir. Ayrıca şu anki fiyatlarla bakıldığında; güneş enerjisi kaynaklı bir istasyonla şarj edilecek elektrikli arabaların, yıllık elektrik giderinin de petrol yakıtlı arabaların yakıt giderinin yüzde 25’i kadar olacağı ortaya çıkmaktadır. Bu da hem ülke ekonomisine hem de araç sahibinin cebine direkt etki edecek bir unsurdur. Sonuç olarak gerek teknik gerekse yasal planlamanın doğru yapılması durumunda elektrikli arabaların Kıbrıs için diğer ülkelere göre çok daha önemli olacağı açıktır.

Bol güneşli günler dileğiyle…..



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir