Makale

Doğu Akdeniz jeopolitiğinde doğal gazın dayanılmaz ağırlığı

AA

Aslına bakarsanız bu sayıda LNG piyasalarında değişen dinamikler konusunda bir makale yazmak istiyordum ancak Doğu Akdeniz’de geçen Aralık ayından bu yana yaşanan önemli gelişmeler, özellikle bu ay başından beri tırmanan gerginlikler ve yakın gelecekteki beklentiler konularında sizleri bilgilendirmek istedim. Daha doğrusu, bir yandan düşüncelerimi sizlerle paylaşmak, diğer yandan bölgede yaşanan gelişmeleri geniş bir perspektiften mümkün olduğu kadar tarafsız bir şekilde benim bakış açımdan gördüklerimi sizlere aktarmak istedim.

Önce Mısır’dan başlayalım. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, 20 Aralık 2017 tarihinde üretime başlayan devasa Zohr doğal gaz sahasının resmi açılış kutlamasını 31 Ocak’da gerçekleştirmişti. Eni Ceo’su Claudio Descalzi 12 Şubat’ta Kahire’de katıldığı bir toplantıda sahadaki üretimin 2018 sonuna doğru günlük 50 ila 57 milyon metreküpe, 2019 ortasında ise 82 milyon metreküpe çıkacağını açıkladı. Yani planlanan tarihten (2019 sonu) altı ay önce ve planlanan miktardan biraz daha fazla. 12 Şubat’ta BP, Atoll sahasında üretime planlanan tarihten yedi ay önce başladığını duyurdu. Bu sene sonuna doğru 5 ayrı sahada yapılan çalışmalar tamamlanarak üretime geçilecek. Sözün kısası, Mısır 2021 yılında yeniden net gaz ihracatçısı olacak diye 5 yıldır söylediğim ve bu nedenle uluslararası çevrelerce yerden yere vurulduğum iddiamda yanıldım. Öyle görünüyor ki Mısır 2021’den önce gaz ihraç etmeye başlayacak.

Lübnan’da 2013 yılında açılan ancak 5 kere ertelenen uluslararası petrol ve gaz arama ihale süreci geçen sene nihayet gerçekleştirildi. Başta çok yoğun ilgi olmasına rağmen açılan ihaleye sadece 2 teklif geldi. Aralık 2017’de Lübnan Bakanlar Kurulu bu teklifleri olumlu buldu ve Total (operatör), Eni ve Rus Novatek’in oluşturduğu konsorsiyuma Lübnan sularındaki (Lübnan’ın iddia ettiği münhasır ekonomik bölge, kısaca MEB) 4 ve 9 numaraları parsellerde arama lisansı verilmesini kararlaştırdı. Söz konusu konsorsiyum ile 29 Ocak 2018’de yapılan petrol ve gaz arama kontratlarının imza töreni Lübnan Cumhurbaşkanının da katılımıyla 9 Şubat’ta yapıldı. Ve kıyamet koptu.

İsrail-Lübnan sınırında savaş tamtamları

İsrail ile Lübnan’da savaş tamtamları çalmaya başladı. Hatırlanacağı üzere Lübnan’ın açtığı petrol-gaz arama ihalesinde sunulan 5 parselin üçü İsrail ile ihtilaflı bölgede (8, 9, 10 nolu parseller), biri de Suriye ile ihtilaflı bölgedeydi. İsrail ise açtığı uluslararası ihaleye Lübnan ile ihtilaflı bölgede olan parselleri dahil etmeyerek kriz yaratmaktan kaçınmış ancak daha sonra ihtilaflı bölgeyi İsrail’e dahil etmek için bir kanun tasarı hazırlamıştı. Lübnanlılar ise bunu bir savaş ilanı olarak yorumlayacaklarını ifade ediyorlardı.

İsrail Savunma Bakanı Avidgor Lieberman, Şubat ayı başında yaptığı bir konuşmada Lübnan ile ihtilaflı bölgede bulunan 9 numaralı parselin Total/Eni/Novatek konsoryimuna verilmesini büyük bir hata ve provokasyon olarak niteleyerek 9 numaralı parselin İsrail’e ait olduğunu belirtti. Hemen ardından Hizbullah dahil Lübnan’dan karşı mesajlar yağmaya başladı. Her türlü tehdide cevap vermeye hazırız dendi. İsrail ise her senaryoya hazırlıklı olduklarını beyan etti.

İsrail ile Lübnan arasındaki MEB sorununa doğal kaynaklar da dahil olunca iki ülke arasında yeni bir savaşa doğru yol mu alıyoruz sorusu geliyor insanın akılına. İsrail’in Lübnan sınırına bir duvar örme isteği gerginliğe tuz biber oldu. Bu arada bir süredir Lübnan’da yaşanan siyasi çalkantılar da (Lübnan Cumhurbaşkanı Aoun, onun damadı olan şimdiki Dışişleri Bakanı eski Enerji Bakanı Gebran Bassil, Temsilciler Meclisi Sözcüsü Nabih Berri üçgenindeki), İsrail’e karşı tek cephe alınmasıyla duruldu.

Total şirketi 9 Şubat’ta yayınladığı basın bülteninde ilk sondajı 2019 yılında 4 numaralı parselde, daha sonra da 9 nolu parselde yapacaklarını açıkladı. Yapılan açıklamada 9 numaralı parselin ihtilaflı bölgede olduğunun bilindiği ancak sondajın bu bölgeye 25 km’den daha fazla bir mesafede bulunan bir yerde yapılacağını belirtildi.

Eminim kafanız karıştı. Bir dirhem et, bin ayıp örter misali bir resim de 1000 kelimeye bedeldir. Bu nedenle size yardımcı olması için aşağıdaki şekli hazırladım. Kartograf olmadığım için acemice bir şekil şüphesiz. Ancak yazdıklarım daha rahat anlaşılır diye düşündüm.

Şekilde, Lübnan açıklarında gösterilen 4 ve 9 numaralı parsellerdeki siyah benekler Total konsorsiyumunun sondaj yapmayı düşündükleri yerleri gösteriyor. Lübnan ile İsrail suları arasındaki gri renk ile belirttiğim ihtilaflı bölgenin üst sınırı İsrail’in iddia ettiği, alt sınırı ise Lübnan’ın iddia ettiği münhasır ekonomik bölge sınırıdır.

Şimdi geçelim karşı sahile, Kıbrıs’a.

Kıbrıs’ta inleyen nağmeler

2 Şubat 2018 tarihinde yani GKRY cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turundan iki gün önce Enerji Bakanı Giorgos Lakkotrypis, Eni’nin 6 numaralı parselde Ocak ayı başında başlattığı ve Kalipso-1 olarak adlandırılan sondajın çok umut vereceğini belirterek aslında bir keşif sinyali vermişti.

Ve 8 Şubat 2018. GKRY Enerji Bakanı ve Eni, ΕΝΙ (operator)/TOTAL ortaklığının 6’ncı Parselde bulunan Kalipso yatağında çok geniş bir doğal gaz damarı keşfettiğini duyurdu. Yapılan açıklamalarda sahanın ne kadar gaz içerdiğini belirleyebilmek için ayrıntılı jeofizik ve jeolojik çalışmalar yapılacağı ve ardından da doğrulayıcı sondaj çalışmaları ve değerlendirilmelerinin gerçekleştirileceği belirtildi. Fakat burada önemli olan yapılan keşfin, Mısır’daki devasa gaz sahası benzeri jeolojik ve jeofizik özelliklere sahip bir petrol sistemine sahip olduğunun belirtilmesiydi. Eni Ceo’su Claudio Descalzi ise 12 Şubat’ta Kalipso sahasının en az 170 milyar metreküp (bcm), hatta 230 bcm’den fazla gaz içerdiğini söyledi. Tabii ki böyle bir rakam, ki Eni genelde “original gas in place” dediğimiz yani sahanın içerdiği düşünülen toplam gaz miktarını verir, ticari olarak çıkarılabilir gaz rakamından farklı olmuş olsa da küçümsenecek bir miktar değil.

Ben şahsen Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan 6. Parseldeki sondaj hakkında, sondaj öncesinde ve sonrasında çok sert açıklama bekliyordum. Çünkü, GKRY’nin en son ihalesinde Total/Eni konsorsiyumuna verdiği 6 nolu parsel Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ile örtüşmekteydi. Örtüşen bölgeler Nisan 2012’de TC Bakanlar Kurulunca Türkiye Petrolleri’ne verilen araştırma ruhsatı içinde yer almaktadır. Ama öyle olmadı. Bakanlık oldukça diplomatik bir mesaj verdi.

Ancak, 6 nolu parselde işini bitiren Saipem 12000 sondaj gemisi 3 nolu parselde Supia adı verilen hedefte sondaj yapmak üzere yola çıkınca 11 Şubat 2018 tarihinde TC Dışişleri Bakanlığından sert bir açıklama geldi. GKRY’nin Doğu Akdeniz’de tek taraflı olarak yaptığı hidrokarbon faaliyetlerini kınayan açıklamada üçüncü ülkelerde yerleşik şirketlerin, GKRY ile hidrokarbon alanında işbirliği yapmak suretiyle Rum tarafının yapıcılıktan uzak ve Kıbrıs meselesinin çözümü önünde ciddi bir engel teşkil eden tavrını desteklememelerinin beklendiği vurgulandı.

Hatırlarsanız, Türkiye ile KKTC arasında Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşmasının 21 Eylül 2011’de imzalanmasının ardından KKTC Bakanlar Kurulu Türkiye Petrolleri’ne KKTC deniz yetki alanlarında 7 bölgede petrol ve doğal gaz arama ruhsatı vermişti (haritada sarı ile çevrili bölge). Verilen bu bölgeler Güney Kıbrıs’ın 7 parseliyle kısmen veya tamamen örtüşmektedir. Bu örtüşen parsellerin dördünde (resimde pembeye boyanmış 2, 3, 8 ve 9 nolu parseller) Eni operatördür.

11 Şubat Pazar günü uluslararası medyada bir haber dolanmaya başladı: Haberlere göre Saipem 12000 sondaj gemisi Türk savaş gemilerinin tacizleri sonucunda durmuş ve Eni genel merkezinden yeni bir emir gelinceye kadar bekleme kararı almış. Yok, daha neler dedim. Sesli olarak.

Seyrüsefer telekslerini okuyan Saipem kaptanının çığlığı: Mamma Mia!

Rum kaynaklara göre, Türkiye bölgedeki deniz ve hava trafiğine uyarı mesajı (seyrüsefer teleksi/Navtex) yayınlayarak, Saipem 12000 gemisinin sondaj yapacağı yeri de kapsayan bir alanda askeri eğitim tatbikatı yapacağını duyurmuş. Hem de sondajın başlaması planlanan tarihte. Çok anlarım ya, hemen deniz kuvvetleri seyir hidrografi ve oşinografi daire başkanlığı sitesinin Antalya Navtex yayın istasyonu kısmına girdim. “Seyhidda denizcilere bildiri numarası” ile başlayan duyurular var. Lazız ya, “da” yı anladım “seyhid”in ne olduğunu çıkaramadım. Neyse, 9 Şubat-22 Şubat tarihleri arasında askeri eğitim ve atış talimi yapılacağı duyurusu ve bana Çince gelen koordinatları buldum. “Harita üzerinde görmek için tıklayınız” kısmında tıklanacak bir şey yok. Haydee!

Sardı bir kere. Bu sefer, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü sitesine dadandım ama Çince öğrenmenin daha kolay olabileceğini fark ettim. Bir de Rumların sitesine baktım. Sonra bir daha bizimkilere. Anladım ki ortada bir Navtext savaşı var. Rumlar bizimkilerin yayınladığı uyarı mesajının, yasadışı ve yetkisiz olduğunu ileri sürüyor. Bizimkiler sanki Dışişleri Bakanlığı açıklaması gibi bir karşı Navtext yayınlayarak daha önceki Navtext’in geçerli olduğunu söylüyor. Rumlar tekrar cevap veriyor. Yok abi kalsın diyorum, bu iş beni aşar. Bu Navtext yağmurunda bir de Saipem 12000 sondaj gemisinin kaptanını düşünün. Kafayı yemiştir herhalde.

Lazlık var ya, taktım bir kere. Jeton da köşeli olduğundan işimiz zor. Saipem 12000 nerede, bari onu öğreneyim dedim. Hemen, www.marinetraffic.com sitesine girerek geminin nerede olduğuna baktım. Doğru. Hareket yok. Geminin olduğu yeri yukarıdaki resimde gösterdim. 13 Şubat Salı: Halen Dişişleri Bakanlığı veya başka bir devlet kurumunda bir açıklama görmüyorum. Bizim savaş gemileri mi durdurdu sorusuna cevap bulamadım. Ama uluslararası camiada millet bizi kınama yarışına girmiş: Avrupa Konseyi Başkanı, Avrupa Parlamentosu Başkanı, Yunan Dışişleri Bakanı vesaire liste her baktığımda uzuyor. Sayın Cumhurbaşkanımız da 13 Şubat’ta Kıbrıs’ta haddini aşanları ikaz ediyoruz diyerek karşılık verdi. Levent Kırca’nın repliği aklıma geliyor: “Ne olacak şimdi?”

Ne olacak şimdi?

Fransa ve İtalya, Total ve Eni’nin faaliyetlerini içeren bir durum karşısında sizce nasıl bir tutum takınacak? PESCO adında bir şey duydunuz mu? Permanent Structured Cooperation. AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetleri arasında işbirliğini derinleştirmeyi hedefleyen yeni bir yapılanma. Bu çatı altında Fransız ve İtalyan savaş gemileri Güney Kıbrıs Mari’deki Evangelos Florakis Deniz Üssünde konuşlandırılamaz mı? Sonra ne olur?

Dahası var. Bu yılın ikinci yarısında ExxonMobil ile kara gün dostumuz Katar’ın ulusal şirketi Qatar Petroleum, GKRY’nin sözde MEB’sinde bulunan10. parselde sondaj yapacak. Yukarıda bahsettiğim olaylar zinciri tekrarlanacak mı? Gerçi söz konusu parsel ne bizim kıta sahanlığımız ne de KKTC’nin TP’ye arama ruhsatı verdiği yerde değil ama Dışişleri Bakanlığı açıklamalarında sürekli altı çizilerek belirtildiği gibi Kıbrıs adasının ortak sahibi olan Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki asli haklarını hiçe sayan tek taraflı yürütülen bir faaliyet ne de olsa.

Sayın Enerji Bakanımız Berat Albayrak’ın yeni alınan Deep Sea Metro II adlı sondaj gemisinin ilk görev yerinin Doğu Akdeniz olacağını açıklamıştı. Peki bu gemi nerede sondaj yapacak? Dış basında yer aldığı gibi altıncı parsel mi? Sonra ne olacak?

Daha bitmedi. Bir de yeniden alevlenen Mısır eksenini hesaba katalım. O da nerden çıktı demeyin.

Mısır’ın yersiz tepkisi

Tarih 6 Şubat 2018: Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu ile yapılan bir röportaj Yunan Kathimeri gazetesinde yayınlandı ve akabinde Mısır ayağa kalktı. Röportajda Sayın Bakan, Türkiye’nin GKRY ile Mısır arasında 2003 yılında yapılan münhasır ekonomik bölge anlaşmasına olan itirazını Birleşmiş Milletler’e ilettiğini, bu anlaşmanın Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığının batı kesimini ihlal ettiğini ve bu nedenle uluslararası hukuka göre geçersiz olduğunu belirtti. Ayrıca, bu bölgenin Ege’de sınırların anlaşılmasından sonra ilgili ülkeler tarafından belirlenmesi gerektiğini ifade etti. (Söz konusu röportaj henüz (13 Şubat) bakanlık sitesinde yer almıyor)

7 Şubat 2018: Mısır Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Sayın Bakanın açıklamasına cevaben Mısır ile GKRY arasında 2013 yılında yapılan anlaşmanın meşrutiyetinin sorgulanamayacağını, bu anlaşmanın Birleşmiş Milletler tarafından tanındığını ve bahsi edilen alanda Mısır’ın meşru haklarını koruyacağını, bu hakların ihlal edilmesine yönelik girişimleri önleyerek gereğinin yapılacağını söyledi.

Ben deniz hukukundan pek anlamam. 15 yıl kadar önce Hazar Denizinin yasal statüsü ve rejimi konusunda epey yazıp çizdiğimden biraz mürekkep yalamışlığım var ama uzman değilim. Bence sayın Çavuşoğlu ne demek istediğini tam olarak izah etmediğinden gereksiz polemik yaratıldı. Türkiye GKRY’yi tanımadığından onların yaptıkları anlaşmaları da tanımıyoruz demek belki daha doğru olurdu. Ayrıca, GKRY ile Mısır arasındaki münhasır ekonomik bölge sınırının bildiğim kadarıyla, haritalarda gördüğüm ve anladığım kadarıyla, Bakan beyin bahsettiği kısımla ilgisi yok. Mısır ile Yunanistan arasında henüz üzerinde hukuki bir anlaşma yapılmış deniz sınırı da yok ama bu ikili ile GKRY arasında deniz yetki alanlarını belirleme konusunda çalışmalar var. Sayın Bakanın Türkiye’nin savunduğu yönteme göre Yunanistan-Mısır-Türkiye-GKRY arasında deniz yetki alanı çizildiğinde Mısır’ın şu anda Yunanistan ve GKRY ile planladığı alanlar karşılaştırıldığında daha kazançlı çıkacağını ifade etmesi yerinde olurdu. Ama olmadı. Haritasız bu konuları anlatmak ve anlamak hiç de kolay değil. O yüzden yanlış anlaşılmalara çok müsait.

Dolayısıyla medyamızda yangına körükle gidercesine “Mısır’dan küstah Türkiye çıkışı” diye manşetler yerine daha yapıcı başlıklar atılması bence daha doğru olurdu.

Dervişe sormuşlar: En zor olan nedir? “Söz” dür demiş derviş: Anlaması da zor, anlatması da!

Biz kendimizi gerektiği gibi dışarıya anlatamıyoruz ya da anlatmıyoruz. Onların bizi anlamalarını nasıl bekleriz ki?

Güney Kıbrıs’ta yapılan hidrokarbon aramalarını 3 paçaya ayırabiliriz. Birincisi, Türkiye’nin kıta sahanlığıyla örtüşen bölgede yapılan faaliyetler. İkincisi, KKTC’nin TP’ye arama ruhsatı verdiği yerlerde yapılan faaliyetler. Üçüncüsü, Kıbrıs Türklerinin haklarını yok sayan diğer yerlerde yapılan faaliyetler. 6. Parselde yapılan arama birinci gruba girer. Parsel 3’te yapılacak sondaj faaliyeti ikinci gruba girer. Exxon/Qatar Petroleum’un 10. Parselde yapacağı arama ise üçüncü gruba girer. Dolayısıyla, bence Güney Kıbrıs’ta yapılan arama faaliyetlerine tepkimizin derecesi bu önem sırasına göre olmalıdır. Şahsi düşüncem.

Bu yazı çok uzadı. Diplomatik bir şekilde özetlemek gerekirse, daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi keşfedilmiş ve keşfedilmeyi bekleyen doğal gaz/petrol kaynakları dünyanın en karmaşık politik bölgelerinden biri olan Doğu Akdeniz’de çekişmeleri tetikleyip daha da karmaşıklaştıracak ve zaten gergin olan bu bölgeye yeni kaygılar ekleyebilecek olsa da, bölgesel işbirliği, istikrar, enerji güvenliği ve bölge refahı açısından bir fırsat oluşturmaktadır. Ancak, Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülkeleri tek paydada toplayan bu konu, akılcı bir şekilde ele alınmadığı için maalesef birleştirici olmak yerine ayrıştırıcı bir araca dönüşmektedir. Şimdilik doğal ekseninde (birde petrol olduğunu düşünün) karşılıklı meydan okumaların artması, aslına bakılırsa Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarına karşı da ciddi bir tehdit oluşturmakta, çekişmeleri karmaşıklaştırarak mevcut sorunları arttırmaktadır.

Tehditlerin fırsata dönüştürülmesi bölge ülkelerinin ve dış güçlerin miyopik politikalardan uzak, akılcı bir ortaklık stratejisi anlayışı çerçevesinde samimi, yapıcı bir diyalog kurarak, dengeli ve pragmatik bir yaklaşımla hareket etmelerini gerektirir. Şu Afrika atasözünün dile getirdiği gibi: “Eğer hızlı gitmek istiyorsan, yalnız git! Eğer uzağa gitmek istiyorsan, hep beraber git!”  Bölgedeki aktörler henüz beraber gitme taraftarı olmasa da umudu yitirmemek gerekir. Martin Luther King’in 50 yıl önce yaptığı “bir rüyam var” konuşması, Amerika’yı değiştirmişti. Umarız enerji eksenli böyle bir rüya da Doğu Akdeniz’deki mevcut durumun iyi yönde değişimine önayak olur.

Sürç-i lisan ettiysek affola!

Kalın sağlıcakla.

 

 

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir