GAS&POWER

‘Rekabetin anahtarı inovasyon ve dijitalleşme’

AA

Enerji kaynakları arasında bir geçişin olacağını ve rekabetin anahtarının inovasyon ve dijitalleşme olduğunun altını çizen Deloitte Hollanda ofisinden Danışmanlık Hizmetleri Ortağı Bart Cornelissen gazetemize önemli açıklamalarda bulundu.

Deloitte Hollanda ofisinden Danışmanlık Hizmetleri Ortağı Bart Cornelissen ile yenilenebilir enerjideki gelişmelerin petrol ve doğalgaz piyasalarına etkisini, düşük petrol fiyatları ile baş etmenin yollarını, siber güvenlik önlemlerini, petrol şirketlerinin düşük fiyatlarla baş etme stratejileri ile rekabet koşulları ve Türkiye’nin petrol ve doğalgaz endüstrisi pazarını konuştuk.
Yenilenebilirdeki gelişme ile petrol ve doğal gaz piyasasında bir değişim yaşandı. Özellikle yenilenebilir teknolojinin gelişmesi ve maliyetlerin düşürülmesi bunda en büyük etkenlerden. Hızlı bir şekilde bu trendin devam edeceği öngörülüyor. Bu sürecin petrol ve doğal gaz piyasasına bununla beraber sektördeki şirketlere etkisi nasıl oldu?
Endüstride meydana gelen kısa vadeli sorunlara bakmaksızın fiyatları ele aldığınızda, arz ve talep dengesi için bunun karşılığını etkin bir şekilde geri almanız gerektiğini görürsünüz. İşin taleple ilgili kısmında ise son 20-30 yılda enerji talebinin yıllık %2 arttığını görüyoruz. Bundan sonrası için büyümede beklenti sadece %1. Bu durum daha düşük bir ekonomik büyümenin ve yakıt verimliliğinin sonucu. Böylece aynı kaynaktan daha fazla enerji sağlamış ve bu süreç içinde daha az tüketmiş oluyoruz. Aynı zamanda, bu toplam enerji tüketimi içinde farklı yakıt türlerinde bir değişim ve petrolden doğal gaza ve doğal gazdan yenilenebilir enerjiye doğru geçiş olduğunu görmekteyiz. Enerji talebinde yıllık %1’lik artış ve petrol talebindeki %0,5’lik yıllık artış, gerçekleşmekte olan bu dönüşümün önemli bir göstergesidir. Lakin bu veri bize değişimin bir gecede değil, yavaş ancak istikrarlı olduğunu da gösteriyor. Bu talep yönüyle ilgili. Arz yönünde de oldukça önemli bir değişim olduğunu görmekteyiz ki bu özellikle ABD’nin üretim hacmi tarafından yönlendiriliyor. ABD, kaya petrolü toplam petrol arzında muazzam bir etki yaratmakta ve bunun sonucu olarak da yeni arz ve talep modellerini bir araya getirdiğimizde, dengeyi sağlayabilmek için daha düşük bir fiyata ihtiyacınız olduğunu görebilirsiniz.

“GELİŞTİRME VE ÜRETİM MALİYETLERİNİN AŞAĞI ÇEKİLMESİ GEREKİYOR”

Özellikle düşük petrol fiyatları ile baş etmek için ne gibi konulara yoğunlaşmaya başladınız Deloitte olarak ne tür çözümler sunuyorsunuz?
Deloitte olarak yaptığımız iş türündeki değişimlerde gördük ki bu endüstrinin şu anda bulunduğu yerin bir yansıması. Krizin başladığı zamanlar, sorun genel olarak maliyet düşürme çerçevesinde ele alınıyordu. Çünkü insanlar sıkıntıdaydı ve yeniden yapılanmaya ihtiyaçları vardı. Bu yüzden maliyet düşürme başlıca konuydu. Ancak, bütün bunlara rağmen daha önce yapmakta olduğumuz işlerin aynısını yapmaktaydık. Şu anda görünen o ki, sektör yeni petrol fiyatlarını kabullenmiş durumda. Bu, geçici bir durum değil çünkü bu döngüleri daha önce de yaşadık. Bunun kısa vadeli bir durum olmamasının sebebi yaklaşık 10 yıl süren 86 kriziyle kıyaslanabilmesidir. Şimdi gördüğümüz şu ki, bu fiyat seviyesini koruyabilmek için yaptığımız tartışmalar, görüşmeler, temelde ne değişiklikler yapabiliriz, nasıl yapabiliriz gibi konuların etrafında yapılmakta. İşleri nasıl farklı yapabileceğimiz üzerine düşünmemiz gerekiyor ki işte bu noktada devreye inovasyon ve dijitalleşme giriyor. Bu demek oluyor ki, genel olarak ihtiyacımız olan farklı bir zihniyet, konuya olan yaklaşımımız, tedarik zincirinde daha fazla iş birliği, farklı teknolojilerin kullanımı ve potansiyel verilerin ortaya çıkarılması. İnsan gücü yerine teknolojiyi kullanmak, robotik ve bütün bunlar temelde endüstrideki üç zorluğa işaret ediyor. Bunlardan birincisi, karmaşıklığın artması. Çünkü petrol bulmak artık çok daha zorlaşacak. İkincisi, maliyetlerin düşürülmesi ve üçüncü olarak da enerji geçişi. Bütün bu önemli bileşenlere ek olarak inovasyon ve onun gücü ve dijitalleşmeyi söyleyebilirim.

İnovasyonu düşünecek olursak, anlamamız gereken en önemli şey endüstrinin başlangıçtan beri yenilikçi olduğudur. İnovasyon her zaman petrol ve doğal gaz endüstrisinin çekirdeği konumunda olmuştur. Şu an gördüğümüz şu ki, inovasyon bir değişim yoludur çünkü sadece bir ürün değildir. İnovasyon aynı zamanda, kendinizi nasıl organize ettiğinizdir, nasıl bir ortamda faaliyet gösterdiğinizdir, kendinizi nasıl teşvik ettiğinizdir, ne tür bir işletim modeliniz olması gerektiğidir. Bunlar işin inovasyonla ilgili olan kısmı. Ayrıca, küçük bir değişim olduğunu görmekteyiz. Geçmiş yıllarda, faaliyet ve enformasyon teknolojileri birbirinden farklı kavramlardı. Son yıllarda gözlemlediğimiz şu ki, aslında bu iki kavram birleşmiş durumda. Gelinen noktada, ben dijital bileşenleri olmayan bir inovasyon düşünemiyorum. İlerleyen rezervuar mühendisliğini, analitiği, veri algoritmalarını, farklı sensörleri göz önünde bulunduracak olursak ne kadar ilerlediğimizi hayal edebilirsiniz.

“DELOİTTE SİBER SALDIRI KONULARINDA MÜŞTERİLERİNE ÇÖZÜMLER SUNUYOR”

Üretimin anlık izlenmesi ya da sistemlerin uzaktan kontrolü gibi daha teknolojik konularda petrol ve doğal gaz üreticileri ne gibi adımlar atıyor?
Elimizde devamlı artışta olan veri miktarı ve toplumun dijitalleşmesi var. Bu sorun sadece petrol ve doğal gaz endüstrisine özgü değil. Ayrıca, siber saldırı olasılığının getirdiği artan bir etki var. Petrol ve doğal gaz diğer endüstrilerden farklı değil. Birçok petrol ve doğal gaz şirketinin bu noktada etkilendiğini gördük. Sanırım, cevaplanması gereken soru sadece potansiyel siber korsanlarını nasıl uzak tutacağımız değil. Deloitte bu noktada müşterilerine yardımcı olmak için var. Lakin bu sorun aynı zamanda onları neyden koruyup korumayacağımızla ilgili, zira siber saldırı neredeyse bir varsayımdır. Ve sonrasında biz buna nasıl karşılık vereceğiz. Konumuz korsanları nasıl uzak tutacağımız değil, sonuçta bu muhtemelen yanlış bir öngörü olabilir ve saldırı hiç gerçekleşmeyebilir. Asıl sorun şu; olası bir hasarı nasıl en aza indirebiliriz ve hızlı tepki ve karşılık vererek, faaliyetlerimize nasıl devam edebiliriz? Sistemin bütünü yerine sadece kritik önemi olan unsurları korsanlardan nasıl koruyabiliriz? Deloitte olarak müşterilerimizle bu üç önemli unsur üzerinde çalışma yürütüyoruz. Bunu yaparken öncelikle sorunu teşhis edip, nasıl bir tehdit altında olduğumuzu tespit ederek bunu çözmek için ne şekilde yardımda bulunabileceğimize karar veriyoruz. Böylece, saldırı olduğunda ne yapacağımızı bilecek durumda olacağız çünkü bu farkındalık muazzam bir fark yaratıyor. Görüyoruz ki bazı müşterilerimiz bizimle temasa geçmeden önce bazı hatalar yapıyorlar ve dolayısıyla olası bir saldırı esnasında verdikleri karşılık hem geç hem de yetersiz kalabiliyor. Sanırım, bu tarz saldırıların artmakta olan sıklığı ve etkileri sektörümüzdeki her şirketin bu konuda endişelenmesi gerektiğini bizlere gösteriyor. Bu global bir sorun ve benim vurgulamak istediğim şu ki, bu sorun sadece bizim sektörümüze özgü değil ama sektörümüz için çok önemli çünkü bunun SEÇ-G ile çok yakından ilgisi var. Bütün faaliyetlerimizde bu alanda güvence vermek durumundayız.

“TÜRKİYE’DE GÜNEŞ ENERJİSİ GİDEREK ÖNEM KAZANACAK”

Global enerji piyasalarının geleceğinin şekillenmesinde hangi faktörler etkili olacak? Gelecek trendleriyle ilgili şirket olarak değerlendirmeleriniz neler?
Sorun şu ki, yaklaşım ne yönde olacak? Bu sadece büyüme için mi yapılacak? Bir değişim ve geçiş olacak mı? Olacaksa ne kadar hızlı olacak? Bütün bunlar fiyata ve düzenlemelere bağlı olacak. Benzinli araçlara karşılık olarak elektrikli araçlar teşvik edilecek mi? Gelişmekte olan ülkelerde görülen şudur ki, bu, rüzgar çiftlikleri için ne kadar sübvansiyon verildiği ile ilgilidir. Kuzey Denizi’ndeki rüzgar çiftliklerini ele alacak olursak, verilen en son tekliflerde sübvansiyon yoktu. Endüstri ve hükümet arasında yapılan bir anlaşmaya göre, fiyat belirlenen noktada bir süre kalacak fakat zamanla aşağıya çekilecek. İşin ilginç yanı, tam da bu noktada sorumuz devreye giriyor. İnovasyon, enerji geçişi sürecinde gerçekleşiyor. Endüstriler aslında maliyet eğrisinde hükümetle anlaşılan noktanın da altında hızlıca hareket etti. Piyasa doğru teşvikler aldığı zaman şirketler inovasyona yatırım yapar, bu tamamen teşviklerle ilgilidir. Yani, maliyeti düşürmek için teşvik edilirler. Sonuç olarak bu bir üretim zihniyetidir. Endüstri 100 yıldan fazla bir süredir inovasyon yapmaktadır. Sorun şu, hangi tür inovasyon yapmaya teşvik ediliyorlar? Enerji tüketim modeliniz gelecekte nasıl görünüyor? Sadece 5 yıl içinde değil, diyelim ki 20 veya 30 yıl içinde ülkenin bütün bölgelerinde bağlantı kurulduğu zaman bir sonraki adım güneş enerjisi olacak. Güneş burada bolca bulunuyor. Kıyaslama yapacak olursam, Türkiye’de güneş enerjisine önem vermek, güneşin sizdeki kadar fazla bulunmadığı ülkeme göre çok daha mantıklı olurdu. İnsanların devamlı sordukları şeylerden biri fiyat. Yaklaşık bir yıl kadar önce bu konuda Financial Times’da harika bir analiz yayımlandı. Herkes yukarı aşağı hareket eden fiyatlara odaklanmışken, analizin gösterdiği uzun vadedeki petrol arz ve talebiydi, lakin bunu Kanada’da meydana gelen yangında katran kumlarının üretilememesi sonucunda oluşan küçük dalgalanmaları göstererek yaptılar. Nijerya’da bir petrol boru hattı patladı. Bütün bu örnekleri kullanarak piyasaların olanlara nasıl tepki verdiğini gösterdiler ki bu sadece geçici bir tepkiydi. Çünkü, uzun vadede arz ve talep kilit faktörlerdir. Bunun sebebi, endüstrinin tarihsel açıdan uzun vadeye odaklı olmasının gerekli olduğu gerçeğidir. yaptığımız projelerin hepsi uzun vadeli olma eğilimindedir. Yani, uzun vadeli kararlar almak zorundasınız ama burada önemli olan arz ve talebin önemi hemen her ürün için geçerli olduğudur, sadece petrol değil. Aynı şeyi tarım ürünlerinde de görürsünüz, maden çıkarmada kullanılan ekipmanlarda da. Bu herkes için geçerlidir.

‘KİLİT FAKTÖR ŞİRKETİN SAHİP OLDUĞU PORTFÖY’

Petrol şirketleri üretim maliyetlerinden stratejilerine kadar farklı değişkenlere sahip ve her şirketin düşük fiyatlardan etkilenme oranı farklı. Şirketler bu yeni fiyatlarla nasıl baş edip rekabet ediyorlar?

Bunu anlamak için bakacağımız en önemli nokta, petrol fiyatlarındaki krizin, sistem içindeki farklı şirketleri farklı şekillerde etkilemiş olduğudur. Gördüğümüz o ki, çeşitliliği olan, çok yönlü şirketler fırtınayı sağ salim atlatmayı başardılar. Çünkü karları aniden üretime dönük değil satışa yönelikti ve bunun tasfiye edilmesi oldukça başarılı oldu. Bu demek oluyor ki, çok yönlü şirketler, örneğin tek bir alanda hizmet veren şirketlere göre çok daha iyi bir şekilde tehdide yanıt verebildi ki bu tek yönlü şirketler çok daha fazla sıkıntılı bir dönemden geçtiler. Benzer şekilde, hizmet sağlayıcılarda gördüğümüz sıkıntıların bir yansımasını görmekteyiz. Çok erken aşamada hizmet sağlayıcıları, örneğin üç boyutlu sismik araştırma yapanlar, darbeyi en başta yiyenler oldu. Ama bakımınızı yaparsanız veya araştırmalarınızı bakımını yaptığınız rafineler aracılığıyla yaparsanız krizi çok daha az şiddetli hissedersiniz. Yani, burada kilit rol oynayan faktör şirketin nasıl bir portföye sahip olduğudur. Bu nedenle, yeniden yapılanmayla ilgili tavsiye verirken bir strateji oluşturuyoruz. Verdiğimizi geri almamız gerekir. Bu sadece bir bütün olarak petrol ve doğalgaz sektörüyle ilgili değil, değer zincirinin neresinde durduğunuzu ve fiyat krizinden nasıl etkilendiğinizi bilmeniz gerekir. Buna ek olarak, kriz öncesinde hem faaliyet içindeki hem de araştırma yapan birçok şirket aslında kendilerini borçlandırdı. Varil başı fiyatı 100-110 dolar seviyesinde varsayarak, yeni projeler başlatmak ve yeni ekipman satın almak için borca girdiler, ve doğal olarak gelirlerinin yarısından fazlasını kaybederek yerlerini korumakta zorlandılar. Bu noktada, birçok iflasa şahit olduk.

‘TÜRKİYE BİR BORU HATTI YANİ DİSTRİBÜTÖR ÜLKE KONUMUNDA’

Türkiye’ye gelecek olursak, Türkiye pazarı ile petrol ve doğalgaz endüstrisi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Buradaki ortama baktığımızda, görmemiz gereken şu ki, tüm sistemin içinde Türkiye’nin oynadığı rol bir üretici ülke değil, rafine eden, hatta onun da ötesinde distribütör ülke olması.
Türkiye bir midstream ülkesi. Bir boru hattı ülkesi. Kaldı ki bu, endüstrinin son derece önemli bir parçası çünkü petrol ve doğalgaz üreticisi ülkeleri – ki bunlar çoğu zaman seyrek nüfusludur – endüstrinin bulunduğu Çin, Hindistan ve Avrupa gibi uzak yerler arasındaki bağlantıyı oluşturur. Dolayısıyla, bu mid stream bağlantısının önemini anlamak durumundayız. Buradaki zorluk şu; uzun vadede enerji değişimi yayıldıkça toplam dağıtım hacmi azalacak. Burada anlamamız gereken nokta, bunun 5-10 yıl içinde değil, uzun vadede olacağıdır. Arz ve talep konusuna tekrar dönecek olursak, eğer petrol ve doğalgaza olan talep artık artmıyorsa veya hatta azalıyorsa, dağıtıma olan talep de düşecektir. Gerçi bu noktada, önümüzdeki 30-40 yıl içinde petrole olan toplam talebin önemli ölçüde düşeceği beklenmiyor, öte yandan enerjiye olan talep yavaş yavaş yenilenebilir enerji ağırlıklı olmaya başlayacak. Yine de petrol ve gazın rolü ve bunun sonucu olarak dağıtımı devam edecek.

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son güncelleme: 15:23 6 Ekim 2017