Doğalgaz

Piyasalar yılın ikinci yarısından umutlu

AA

Gas&Power Enerji Konseyi bu ay Türkiye ve Global enerji piyasalarında 2017’nin ilk altı ayında öne çıkan gelişmeleri değerlendirirken yılın geri kalanı için öngörülerini paylaştı.

 

1- 2017’nin ilk 6 aylık döneminde Türkiye enerji piyasaları nasıl bir seyir izledi? Beklentiler nasıldı, gerçekleşmeler ne oldu?

 

2- 2017’nin ikinci yarısı için Türkiye ve global enerji piyasalarına yönelik beklentileriniz neler? Öncelikli konular neler olacak?

 

3- Son haftalarda Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler ve giderek artan gerilim Türkiye enerji piyasalarına doğrudan veya dolaylı olarak risk oluşturuyor mu?

 

Mustafa Karahan

 

“2017’nin ilk yarısında enerji piyasalarının birincil gündemi doğal olarak elektrik piyasasındaki gelişmeler ile birlikte, yeni hazırlanan doğal gaz piyasasına ilişkin konular, YEKA modeli, Bakanlık tarafından hazırlanan Milli Enerji Stratejisi oldu.”

 

1. 2017’nin ilk yarısında enerji piyasalarının birincil gündemi doğal olarak elektrik piyasasındaki gelişmeler ile birlikte, yeni hazırlanan doğal gaz piyasasına ilişkin konular, YEKA modeli, Bakanlık tarafından hazırlanan Milli Enerji Stratejisi ve Katar krizi konuları oldu.

 

Katar konusu daha ziyade siyasi bir kriz olduğundan bunu farklı bir eksende ele almak gerekir. Her ne kadar enerji ve siyaset çok girift ve iç içe geçmiş iki konu olsa da bizim açımızdan piyasalara net etkisine bakmak daha önemli gözüküyor.

 

Milli Enerji Stratejisi merakla beklenilen bazı ipuçlarını piyasaya verdi. Bunların en başında siyaseten daha önceden belirlenmiş olan yerli ve yenilenebilir enerji kavramının yanında özellikle madencilik ve tüm enerji piyasaları için “öngörülebilirlik” kavramı öne çıktı.

 

Yıllardır iddia ettiğimiz gibi piyasaların sağlıklı çalışabilmesi için işleyen bir ticaret piyasasının olması gerektiği ve bunun da ön koşulunun öngörülebilirlik olduğu hususunun altı bu kez Bakanlık tarafından da güçlü bir şeklide çizilmiş oldu.

 

2016 yılının son aylarında doğal gaz arzı sebebiyle ortaya çıkan ve elektrik piyasasını adeta darmadağın eden durumda ise maalesef olumluya yönelik bir değişiklik olmadı. Özellikle hidroloji konusunda tutmayan hesapları da YEKDEM ve tarife gibi sorunlu konulara ekleyince elektrik tedarik şirketleri artık yolun sonuna yaklaşmış oldular.
YEKA modelinin ihalesi ile birlikte, gerek yerli kömür için oluşturulan model, gerekse yeni yapılan rüzgar yarışmaları trendin yönünü biraz belirler gibi sinyaller verdi. Çünkü mevcut YEKDEM mekanizmasının fiyatlarına göre çok daha düşük fiyatlardan bu yatırımları yapmaya razı yatırımcıların varlığı net olarak ortaya çıktığı gibi bu varsayımların altında ileride USD bazında yükselecek elektrik fiyatları beklentisi de olabilir şeklinde yorumlar çoğaldı. Zira bu tür büyük yatırımların geri dönüşünde piyasa fiyatlarının etkisi önemli.

 

2. Türkiye açısından en önemli konuların başında elektrik piyasası geliyor. Özellikle, tedarikçilere olmasa dahi üreticilere biraz nefes aldıracak Yan Hizmetler ve Kapasite Mekanizmaları ile ilgili yasal altyapı bekleniyor. Talep Tarafı Katılımı ve Gaz depolama tesisleri ile birlikte bu yıl doğal gaz arzı konusunda daha rahat bir süreç geçirileceği beklentileri de oldukça yüksek. Rüzgar ile ilgili YEKA ihalesi de merakla beklenen konulardan bir tanesi.

 

Ayrıca EPİAŞ’ın Şeffaflık Platformu kapsamında doğal gaz ile ilgili kritik verileri yayınlamaya başlaması en önemli başlıklardan bir tanesi. EPİAŞ’ın doğal gaz piyasasına yönelik çalışmaları da yakından izlenen konuların başında geliyor bu dönem için.

 

Doğal gaz ve petrol piyasalarında ise yine siyaset ile içi içe karmaşık bir dönem geçireceğiz gibi gözükse de bunun global düzeyde fiyat oynamalarına yol açacağı şeklinde beklentiler fazla dillendirilmiyor. Ancak şunu hiç unutmamak lazım; Ortadoğu’da ateş yanarsa bu doğrudan hem arzı hem de arz beklentisini etkiler ve fiyatlarda beklenmedik volatiliteler meydana gelebilir. Bölgeden fiziken uzak olan birçok ekonominin de bu durumdan fazla şikayet edeceğini söyleyemeyiz.

 

3. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir fiyat riski ile her zaman karşı karşıyayız. Enerji kaynaklarında dışarıya bağımlı olmaktan farklı bir durum bu zira, arzın devamlılığında çok sorun gözlemlenmiyor. Tüm dünyada savaşan ülkeler dahi enerji ticaretini bir taraftan yapıyorlar. Burada konu fiyat. Gerginlik durumlarında arz sahibi ülkeler bundan faydalanırken talep edenler için durum tam tersi. Türkiye için de sorun burada. Hem kur nedeni ile hem de fiyatlar nedeni ile zarara uğrama ihtimali var elbette. Özellikle genel anlamda enerji fiyatlarının yükselmesi birçok sanayi üretimi dalında rekabet gücümüzü daha da aşağı itebilir. Bu da maalesef ekonomik olarak yeterince büyüyememek anlamına gelir.

 

Diğer taraftan yakınımızda oluşan bu krizlerin tümünde etkin bir taraf olarak da bazı riskler taşıyoruz ancak siyasi ve coğrafi konumumuz sebebi ile bu tip risklerin dışında kalma olasılığının olmadığını düşünüyorum…

 

Emin Emrah DANIŞ

 

“ 2017’nin ilk 6 ayına baktığımızda birçok açıdan oldukça hareketli bir dönem olduğunu söyleyebiliriz.”

 

1. 2017’nin ilk 6 ayına baktığımızda birçok açıdan oldukça hareketli bir dönem olduğunu söyleyebiliriz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Berat Albayrak’ın Nisan ayında açıkladığı “Milli Enerji ve Maden Politikası” sektörün geleceği ve bundan sonra izlenecek stratejilerin ortaya konularak yatırımcılara perspektif sunulması açısından oldukça önemli ve sevindirici bir adım oldu.

 

Mart ayında gerçekleştirilen Güneş YEKA yarışması da geri kaldığımız 6 aydaki bana göre diğer önemli başlıklardan bir tanesiydi. Güneş enerjisinde Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli kullanmasının önü açıldı. Aynı zamanda burada kullanılacak pv paneller maksimum yerli katkı yurt içinde üretilecek. Hem enerji üretiminde hem de ekipman tedarikinde dışa bağımlılığı düşürecek.

 

Haziran ayında gerçekleştirilen rüzgar yarışmalarında ortaya çıkan eksi fiyatlar bir diğer önemli başlıktı. Burada global trendlerle uyumlu olarak ortaya çıkan fiyatlar yenilenebilirde yeni bir döneme girildiğini ve YEKDEM’de değişikliğe gidilmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.

 

Yukarıda saydığımız oldukça önemli ve güzel gelişmeler kadar elektrik ve doğal gaz piyasalarında uzun yıllardır süre gelen yapısal problemlerin de eklenmesiyle oldukça zor geçen bir 6 ayı geride bıraktık. Uzun yıllar ortalamasının çok altında geçen ve meteoroloji uzmanları tarafından 100 yılda bir gerçekleşebilecek denilen çok sert ve uzun bir kış mevsimi yaşadık. Artan talep ve arzdaki dalgalanmalar nedeniyle doğal gaz kesintileriyle birlikte elektrik piyasasında yaşanan sorunların etkilerini sektör henüz atlatamadı. YEKDEM maliyetleri de sektör açısından bir diğer önemli problem. Doğal gaz piyasasında kış aylarında yaşanan durum ve kurlar nedeniyle sektör zorlu bir süreçten geçti.
Barajlara gelen su miktarının tahminlerin altında gerçekleşmesiyle birlikte gaz santrallerinde planlanın üzerinde bir üretime çıktıklarını görüyoruz. Elektrikte spot fiyatlara baktığımızda ise fiyatların piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleştiğini gördük.

 

2. Yine Ağustos ayı içinde yapılması beklenen Rüzgar YEKA yarışması ve sonrası yapılması beklenen 2.290 MW’lık kapasite yarışmalarından çıkacak fiyatların da teşvikler üzerinde önemli değişimlere yol açacağını düşünüyorum.
Elektrik sektörünün sürdürülebilirliği ve ayakta kalabilmesi için tarifeye zam ihtiyacı var.

 

Kapasite mekanizması ve yan hizmetler yönetmeliği ile ilgili düzenlemeler sektörün beklediği başlıklar arasında.
Doğal gaz tarafında Tuzgölü yeraltı depolama tesisinin devreye alınması, yılsonuna kadar ikinci FSRU’nun devreye alınmasının planlanması önümüzdeki kış mevsiminde sistem iletim dengesinin ve haliyle gaz santrallerine uygulanan kısıntılar açısından piyasanın daha rahat bir kış mevsimi geçireceğini görülüyor.

 

Öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa için doğal gaz sistem iletim ve giriş verilerinin EPİAŞ’ta şeffaflık platformunda önümüzdeki kış dönemine girmeden yayınlanmaya başlanması sektörün en önemli beklentilerinden birisi.
Global piyasalarda yılın ikinci yarısında gözler petrol fiyatlarında ve üretim kısıntısı kararının devamı ile sonuçları üzerinde olacak. Orta Doğu jeopolitiği her zaman enerji piyasalarını etkileyebilecek fay hatlarıyla iç içe olduğu için bölgedeki gelişmeler yakından izlenmeye devam edilecek. Katar krizinin yumuşama ve çözüm yolunda ilerlediği görülmekle birlikte ilgili ülkeler birbirini yakından izlemeye devam edecek.

 

Irak’ın Kuzey’indeki bölgesel yönetimin 25 Eylül’deki bağımsızlık referandumundan çıkacak sonuç, Irak ve bölge ülkelerinin buna vereceği tepkiler Irak gibi önemli bir petrol üreticisi ve Kuzey’deki üretimin piyasalara ulaştırılması konularında belirsizlikleri içinde barındırıyor.

 

Trump’in iklim değişikliği konusundaki kararı ve COP 21’in geleceği yine yakından takip edilecek önemli global konulardan bir tanesi olacak.

 

3. Katar krizi burada en güncel ve Türkiye’yi de birçok açıdan yakından ilgilendiren bir gerilim. Bölge ülkeleri arasındaki gerilim ve sorunlar bölge ülkeleri kadar Türkiye’yi de etkiliyor. Bölgedeki gerilim ve yaşanan çatışmalar büyük petrol ve LNG ihracatçısı ülkelerden gelen arz üzerinde risk yaratma potansiyeline sahipse bunun fiyatlara yansıması olabilir. Burada fiyatlar kadar arz güvenliği de önemli.

 

Orta Doğu kaynaklı jeopolitik şoklar her zaman enerji piyasaları ve Türkiye açısından risk yaratma potansiyeli taşıyor. Katar krizinin mevcut geldiği nokta dikkate alındığında şuan ki veriler ve gelişmeler ışığında bir risk yaratacağını öngörmüyorum. Fakat 25 Eylül’de Irak’ın Kuzeyi’ndeki bölgesel yönetimin bağımsızlık referandumundan çıkacak sonuç ve sonrasında nasıl bir resmin ortaya çıkacağı Türkiye açısından çok önemli olacaktır.

 

Sohbet KARBUZ

 

“Yılın ilk 6 aylık döneminde enerji piyasalarında görüş şartlarının bozuk olduğu sisli ve puslu bir hava vardı. Böyle havalarda gemiler ne yaparsa enerji piyasasındaki oyuncular da onu yaptı. Milli Enerji Politikası ve rüzgar enerjisi ihalesi çok önemli gelişmeler”

 

1. Yılın ilk 6 aylık döneminde enerji piyasalarında görüş şartlarının bozuk olduğu sisli ve puslu bir hava vardı. Böyle havalarda gemiler ne yaparsa enerji piyasasındaki oyuncular da onu yaptı. Milli Enerji Politikası ve rüzgar enerjisi ihalesi çok önemli gelişmeler. Bir çok soruya henüz herkesin anlayacağı doyurucu açıklık getirilememesi nedeniyle gerçekleşmelerle beklentiler arasında bir kıyaslama yapmaktan uzağız.

 

2. Türkiye için yılın ikinci yarısındaki beklentim öngörülebilir, şeffaf, rekabetçi ve sübvansiyondan uzak piyasa mekanizması kurulması yolunda daha somut adımların atılması. Her şey birdenbire olmaz tabiki ama ortaya somut bir yol haritası koyulup da uygulamada hep o haritada işaretli yerlerden gidilirse veya güzergah değişiklikleri önceden bildirilir veya tahmin edilebilirse kimse yolda kalmaz herhalde.

 

Global piyasalar da çok farklı değil aslında. Fark, haritayı piyasanın çizmesi. Fakat bunu halen kabullenmeyenler var. OPEC ve yandaşları, sözde üretim kotası uygulaması nedeniyle petrol fiyatlarında bir yükseliş başlayacağını iddia ediyorlardı ki halen aynı iddiadalar. Saygın uluslararası kuruluşlar da piyasanın çok yakında (belki yarın belki yarından da yakın gibi söylemlerle) yeniden dengeye oturacağı yolundaki görüşleriyle bunu destekliyor. Piyasa ise kılavuzu karga olanın burnu neyden kurtulmaz sorusunu sormaya devam ediyor. Yılın ikinci yarısında da edecek.
Gaz piyasalarında yılın ikinci yarısına çok hızlı girildi. Fransız enerji şirketi Total ile İran arasında Güney Pars sahasının 11. fazının geliştirilmesine yönelik anlaşma imzalandı. İran’ın yeni uluslararası petrol kontratı çerçevesinde imzalanan bu ilk anlaşmayı diğerlerinin de takip edip etmeyeceği merakla izlenecek. Rusya’nın “Sibirya’nın Gücü” boru hattından Çin’e doğalgaz sevkiyatı yapma anlaşması mercek altına alınacak. Kuzey Akım-2 boru hattı projesiyle ilgi Avrupa’da kızışan mücadele şekillenirken bunun bir yansıması olarak Türk Akımı boru hattı projesinin ikinci ayağının İtalya mı yoksa Bulgaristan-Sırbistan-Macaristan rotasının mı takip edeceği daha çok konuşulur olacak. Katar’ın LNG ihracat kapasitesini 70 milyon tondan 100 milyon tona çıkaracağını açıklamasının LNG piyasalarında yankıları devam edecek.

 

Bizim bölgemizde de önemli gelişmeler yaşanacak. Total şirketi 12 Temmuz’da Güney Kıbrıs’ta sondaja başladı. İsrail ve Lübnan’da denizlerde petrol-gaz arama ihaleleri sonuçlanacak. Bu arada ülkeler arasındaki gerginlikler artacak. Mısır’da Zohr sahasının sene sonunda devreye girmesinin de yardımıyla Doğu Akdeniz daha çok konuşulur olacak.

 

3. Orta Doğu’dan yaptığımız petrol ve gaz ihtalatımızda ciddi herhangi bir kısıtlamayla karşılaşacağımızı sanmıyorum. Dolayısıyla Türkiye enerji piyasalarına etkisi sınırlı olur diye düşünüyorum. Ama Türk enerji şirketlerine olumlu ve olumsuz etkileriyle karşılaşabiliriz. Olumsuz gelişme, politik kavganın Katar’a karşı saf alan ükelerde iş yapan Türk şirketlerinde yaratabileceği olumsuz etkidir. Muhtemel olumlu gelişme ise, belki Katar’da Türk şirketlerinin daha ağırlık kazanma olasılığı. Risk sorusuna cevabı ise tüm bunlara bir bilanço olarak baktığımızda toplamda net kar veya zarar ettiğimizde verebiliriz, ki bu da hesap kitapla olur.

 

Servet AKGÜN

 

“2017 yılı enerji piyasaları için şimdiden kolay unutulmayacak yıllar arasına girdi diye düşünüyorum. Siyah kuğuların neredeyse beyazlar kadar normal karşılandığı bir dönem olarak adlandırıyorum bu yılı. ”

 

1.2017 yılı enerji piyasaları için şimdiden kolay unutulmayacak yıllar arasına girdi diye düşünüyorum. Siyah kuğuların neredeyse beyazlar kadar normal karşılandığı bir dönem olarak adlandırıyorum bu yılı. Yıla Aralık ayından sarkan ve maalesef neredeyse geleneksel hale gelmiş bir doğalgaz krizi ile başladık. Fakat bu yıl ki kış enerji piyasalarının serbestleşme serüveni boyunca karşılaştığı en uzun kış olarak tarihe geçti. Ekstrem kış koşulları hem gazda hem de elektrikte sistem operatörlerini son derece zorladı ve arz fazlası yaşadığımız son dönemlerde bize arz güvenliğini tekrar hatırlattı. Geriye dönüp baktığımızda, sistem operatörleri bu krizi en iyi şekilde yönettiklerini düşünürken piyasa aktörleri ise böylesine zor zamanlarda piyasa ile koordinasyon, veri şeffaflığının sağlanması ve doğru kısıt yönetimi iletişimi ile tüm sistem olarak daha az hasarla bu en uzun kışın bertaraf edilebileceği konusunda hemfikir.

 

Yılın ilk çeyreği geride bırakıldığında müdahale edilmiş bir piyasa, şeffaflık eksikliği nedeniyle gerçekleşen insider trading (içeriden öğrenenlerin ticareti) kaygıları ve öngörülemez bir piyasa atmosferi piyasanın en temel konuları haline gelmiş oldu. Bu durum yirmiye yakın tedarik şirketinin oyundan çekilmesini, pek çok hacim yaratan şirketin ticareti durdurmasını yahut yavaşlatmasını ve likiditenin ağır yara almasını da beraberinde getirdi. Temmuz başında hacimler geçen yıla kıyasla OTC- fizikselde yaklaşık %45, VIOP finansal kontratlarda ise %80 geriledi. Bu düşüşlerin arkasındaki diğer temel nedenler ise TETAŞ’ın optimizasyon stratejisinin değişimi ve bunun piyasaya iletişiminde yaşanan eksikliğin yarattığı belirsizlik, YEKDEM artışı ve tarifenin sabit kalmasının sonucunda epeyce daralan ve neredeyse ortadan kalkan perakende tedarik kar marjı, yine bu yılki hidroloji/kar örtüsü sürprizi ve nihayetinde gaz krizi sonrasında piyasaya hakim olan karşı taraf/ödeme riski çekincesi, olarak sıralanabilir. Günün sonunda öngörülebilirlik piyasaya kredibilite, kredibilite de likidite getirir, fakat ne yazık ki bu döngü şu anda pozitif yöne işler halde değil.

 

Piyasa dizaynı dışındaki alanda yani politika katmanında yılın ilk yarısında en dikkat çekici konular birkaç kez ertelendikten sonra başarı ile gerçekleştirilen Güneş YEKA’sı ve yine geçtiğimiz günlerde gerçekleşen RES yarışmaları oldu. Şimdi hep birlikte bu yeni yarışma felsefesi/yöntemi ile gerçekleştirilen bu ihalelerin yatırımlara dönüş süreçlerini takip ediyor olacağız. RES yarışmalarında çıkan eksi fiyatların 2020 sonrası döneme ait piyasa fiyatı beklentileri açısından kafalarda pek çok “acaba” sorusu yarattığını da eklemekte yarar görüyorum.
Enerji stratejisi katmanında ise Milli Enerji ve Maden politikası deklarasyonu ülkemizin enerji politikalarının iletişimi anlamında son derece belirleyici olmuştur. Öngörülebilir piyasaların çevrelediği, arz güvenliği ve yerlileştirmenin öne çıktığı bu yeni yol haritası elbette tüm sektör için heyecan vericidir. Burada başarının ancak koordinasyon, konsensüs, kabiliyet ve ko-operasyona (4K) dayalı bir iş/süreç yönetimi anlayışı ile geleceğini düşünüyorum.

 

Enerjinin altyapısı tarafında özel bir vurgunun ve yatırımın yahut gelecek dönemin büyük yatırımlarına ilişkin sinyallerinin verildiği bir dönemi geride bıraktık. Bu bağlamda doğalgazda hem iletim hem depolama yatırımları elektrikte ise özellikle iletim altyapısının güçlendirilmesinin ve dağıtım tarafında da tüketici memnuniyetinin arttırılması ve şebekenin izlenebilirliğine ilişkin çabaların yoğun bir biçimde gerçekleştiği bir dönemi geride bıraktık. Bu yaklaşımın hem arz güvenliği ve kalitesi bakımından hem de önümüzdeki dönemde umutla daha da artmasını beklediğimiz yenilenebilir kapasitenin şebeke entegrasyonunun optimizasyonu açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

 

2. Öncelikli beklentim yine yılın sonuna doğru kış mevsiminin geleceği ve bu büyük ölçüde öngörülebilir. Bu minvalde de en büyük kaygım geride bıraktığımız “piyasanın en uzun kışı”ndan bugüne, kaygıların taraflar arasında paylaşımı dışında piyasaya öngörülebilirlik sağlayacak herhangi bir adımın maalesef atılmayışı. BOTAŞ’ın piyasa ile paylaştığı/paylaşmadığı verilerde maalesef herhangi bir değişiklik yok yanı sıra olası bir arz azalması durumunda izlenecek kısıt yönetimi metodolojisi ile ilgili hiçbir paylaşım yapılmamış halde. Yine elektrikte üretim verisi şeffaflığını arttıracak öneriler hayata geçemedi henüz ve yine olası bilgi sızıntılarının piyasalara olumsuz yansımalarının hangi yöntemlerle önlenebileceği veya cezalandırılabileceği konusunda henüz bir yol haritamız yok. Bu konuların süratle ele alınmasını ve neticesinde piyasaya duyulacak güvenin tesisini en öncelikli beklentim olarak belirtebilirim. Aksi takdirde piyasanın ve ruhunun toparlanması uzun yıllar alabilir.

 

Piyasa dizaynı tarafında bu yıl bitmeden beklentim yan hizmetler yönetmeliğinin çıkması ve bu yönetmeliğin nihai halinin yeni/yaratıcı iş modellerinin önünü açacak bir şekilde gelişmesi. Bunun yanında YEKDEM portföyünün dengelemesinin ilkel/pasif, excel uzlaştırmaya dayalı bir dengeden sorumlu grup yaklaşımı yerine hem sistem işletmecisinin dengeleme/kısıt maliyetlerini azaltacak hem de yenilenebilir üretimin şebeke entegrasyonunu optimize edecek yöntemlerle yapılması için bir düzenlemenin gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylesi bir düzenleme aynı zamanda bir diğer önemli piyasa olan gün içi piyasasında hacimleri eksponansiyel bir biçimde arttıracaktır.

 

Yenilenebilir üretim tarafında YEKA sonuçları ilgi çekici olacak bu dönemde ama ben bir yandan da tamamen radar altı kalmış olsa da çatı tipi güneş panelleri konusunun bir oyun değiştirici olabileceğine inanıyorum. Bu alanda öz tüketimi esas alan ve net ölçümleme temelli bir bakış açısı ile bu yatırımları ve yaratıcı iş modellerini gerçekleştirmek isteyenlerin önünü açmanın ülkemiz için son derece değerli sonuçlar doğuracağına inanıyorum.

 

Daha makro bir bakış açısıyla global enerji, özellikle de elektrik piyasalarının, arz fazlasına ve yenilenebilir üretimin piyasaya ve şebekeye entegrasyonuna çözüm bulmak için uğraş verdiğini ve önceliklendirilen konuların yeni elektrik piyasası dizaynı, daha ucuz elektrik depolama, blockchain temelli enerji ticareti/mikro şebeke yönetimi ve elbette elektrikli araçların yaygınlaşmasının ne hızda gerçekleşeceği vb. olduğunu söyleyebiliriz. Ama tüm bu moda sözcüklerin içinde elektrik şirketlerinin ve enerji piyasasına dışardan bakan/ilgilenen oyuncuların aklındaki en büyük soru hangi iş modeli ile nasıl bir kombinasyon yapılmalı sorusu. Temelde aranan cevap ise yeni büyük/yıkıcı oyun değiştiricinin ne olacağı enerji piyasalarında. Bu konudaki naçizane öngörüm doğru iş modelinin elektrik şirketleri yerine başka bir mecradan geleceği ve bunun ayak seslerini bu yılın sonlarına doğru duyma ihtimalimizin olduğu.

 

3. Bu konudaki inancım çok net bir biçimde ticaret/ekonomik aktivite ve politikanın birbirinden farklı katmanlar olduğudur. Bunu sanıyorum yakın zamanda Rusya krizi ile doğruladık. Günün sonunda Türkiye etrafındaki hiçbir oyuncu için kaybedilemeyecek kadar büyük ve önemli bir pazar ve yine arz güvenliği bağlamında Türkiye önemli bir tecrübeye sahip ve bir miktar daha çeşitlendirme imkânı yaratmış durumda. Elbette global ölçekte politika ve politikacıların merkantilizm ve popülizm yarışına girdiği bu son dönemde sert çıkışlar riskler yaratmakta fakat günün sonunda ekonomik aktivite “hard fact”’lere dayalı ve bu gerçekler irrasyonelliği rasyonelliğe yaklaştırma konusunda er ya da geç yol gösterici olmaktadırlar.

 



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir